1.CUMHURİYET
ÖNCESİ EĞİTİM
Türk
Eğitim Tarihi incelenirken Cumhuriyet'in ilanının baz alınması, araştırma
ve inceleme açısından değişmez bir kural haline gelmiştir.
Bilindiği gibi Türk Ulusu, 10. yüzyılda Müslüman olunca yazı dili olan
Uygurca'dan yavaş yavaş vazgeçmiş, 10. Yüzyıldan itibaren de Arap
harflerini kullanmaya başlamıştır. Yüzlerce yıllık bir kültür alfabesinin
bir çırpıda değiştirilmesinin altında çok önemli nedenler aramak gerekir.
10.
yüzyılda din değiştiren Türk Ulusu, dini kaynaklara ulaşabilmek için o
günün dini yazı alfabeleri olan Arap ve İran alfabelerine adapte olmak,
onları öğrenmek zorundaydı. Bu gerekçeyle Arap alfabesine geçilmiş,
konuşma metinleri de bu harflerle yazıya geçirilmiştir. İşte bu yazım
tarzına biz, Osmanlıca deniyor.
Osmanlılar döneminde eğitim ve öğretim, medrese denilen okullarda
yapılırdı. Halk yeni bir din olan İslamiyeti öğrenebilmek için; ağırlıklı
olarak dini derslere verilirdi.
Malatya'da da eğitim, varolan medreselerde yapılmaktaydı. Bu eğitim
kurumlarında ağırlık, dini derslerdeydi ancak bunun yanında Fen derslerine
de önem verilirdi. Fen derslerinin yorumları, dinsel açıdan yapılırdı.
Avrupa'yla bilgi alışverişine geçilememişti. Çünkü Avrupa, henüz Ortaçağın
karanlıklarında beklemekteydi.
Malatya'da Osmanlılar ve Selçuklular döneminden kalan birkaç medrese
kalıntısı ve adı vardır. Bunlardan Halfetih ve Hüseyin Gazi medreselerinin
yalnızca adı kalmış, Bu medreseler fiziki olarak yok olmuşlardır.
Günümüze, yalnızca yarı yıkık Şihabiye-yi Kübra Medresesi gelebilmiştir.
İhabiye-yi Kübra, sözlük anlamı olarak en büyük yıldızların topluluğu
demektir. Bu medreseyi kuran Selçuklular, buradaki her öğrenciyi birer
yıldız kabul etmişler, bu yıldızlara; ışık veren, yol gösteren, hedeflenen
varlıklar özelliği kazandırmak istemişlerdir. O yıldızlar ki en büyük ve
en parlak yıldızdırlar. Medresenin bu adı bile Selçukluların eğitim ve
öğretim felsefesini anlatmaya yetmektedir.
Malatya, Şihabiye-yi Kübra Medresesi'nden yetişen pırıl pırıl, ışıl ışıl
yıldızlarıyla ilimizi ve ülkemizi aydınlatmaya devam etmiştir
Asıl
yerleşim merkezi Battalgazi İlçemiz olduğu için Malatya insanı, bu
yeşillikler içindeki tarih hazinesi şehrini savunmak için sürekli savaşmak
zorunda kalmıştır. Arap, Bizans, Memlûk, Selçuklu ve daha birçok devlet,
bu şirin merkezi ele geçirmek için binlerce yıl savaşmış, bu uğurda nice
canlar feda etmiştir.
Çoğu
kez illerini paylaşmak, ele geçirmek isteyen değişik ulusların,
devletlerin saldırısına uğrayan Malatya halkı, ciddi bir şekilde eğitim ve
öğretime sarılamamış, kalıcı eğitim kurumları kurmaya fırsat dahi
bulamamıştır.
İlk
etapta Aspuzu'daki (şimdiki Malatya) evlerini ve camilerini onaran halk,
camiler bünyesinde medrese benzeri okullar oluşturmaya başlar. Savaşlar
nedeniyle erkek nüfusu, aynı zamanda yetişkin insan nüfusu da azalmıştır.
Mahalle camilerindeki bu eğitimi devlet de sahiplenmekte, en az Osmanlıca
okuma yazma yeteneği kazandırılan bu öğretime resmi nitelik
kazandırmaktadır
1890'h yıllardan itibaren Malatya şehri, şu anki yeri ile anılmaktadır.
Battalgazi ilçesine de Eski Malatya denilmektedir.
1905
yılı başlarında Malatya'nın bazı mahallerinde İbtidaiye Mektebi (İlkokul)
vardır. Bir de bu okulların öncesinde çocukların verildiği Sıbyan Mektebi
(Anaokulu) vardır. Sıbyan Mektepleri, bir yıldır. Bazılarında bu süre iki
yıldır. İbtidaiye ise beş yıldır. Fırat İlkokulunun eski yeri olan
Belediye İşhanı'nda Emirahmetoğlu Medresesi, Yeni Cami'ye bağlı olarak
eğitim öğretimdedir. Derme İlköğretimokulu'nun yerinde de bir Kızlar
Mektebi açılmıştır. İlkokul düzeyinde eğitim veren bu okula, yalnızca kız
öğrenciler alınmaktaydı. Cumhuriyet'in Malatyalı ilk öğretmenlerinden
Abdulkadir Arat da Tahtalı Minare Camii bünyesindeki İbtidaiye'ye
gönderilir. O dönemde eğitimin hizmetinde bir okul da Hidayet Mektebi'dir
ve ilkokul düzeyindedir. Bu sırada Battalgazi ilçemizde de 1906 yılında
bir Kız Okulu açıldığını belirtmek gerekir. 1900'lü yılların başında şu
anki Belediye binasının yerinde ise Çarşı Mektebi vardır. Hidayet ilkokulu
o dönemlerde yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Okulu, Yeni Cami'nin
karşısındaki Emirahmetoğlu Medrese'si bünyesine naklederler. Aynı binada
yeni bir ilkokul daha oluşturulur. Bu okul, İzzetiye Mektebidir.
Bu
okulun daha sonra tüm kadrosuyla Gazi İlkokulu'nu oluşturduğuna şahit
olacağız. Gazi İlkokulu Öğretmen Sicil Defterleri incelendiğinde
mühürlerde "İzzetiye Mektebi Başmuallimliği" ibaresi görülmektedir.
İzzetiye Mektebi'nin Gazi İlkokulu'na taşınması, 1933 yılına rastlar.
Okul, Atatürk'ün emriyle taştan yaptırılır ve Cumhuriyet'in 10.Yılı
şerefine hizmete açılır. Bu dönemde Yeşilyurt ilçemizde Hamidiye
Medresesi'nin İbtidaiye ve Sıbyan bölümleri faaliyettedir. Cumhuriyet'in
ilk öğretmenlerinden Yeşilyurtlu Şevket Özer de bu okulda öğretime
başlamıştır. 1912-1913 öğretim Yılında Sıbyan ve İbtidaiye Mektepleri,
resmi olarak açılır. Bir yılı Sıbyan Mektebi (Anaokulu), beş yılı ise
İbtidaiye (ilkokul) dir.
Bu
sıralarda Malatya'da öğretmen sıkıntısı yaşanmaktadır. Cumhuriyet henüz
ilan edilmemiştir. 14 Ağustos 1923'te sınavla ortaokul (Rüştiye) mezunları
içinden öğretmen alınacaktır.
Sınav, belediye binasının yerindeki Çarşı Okulu'nda yapılır. Öğretmen
adaylarını seçecek olan sınava, devrin Maarif (Milli Eğitim) Müdürü Hacı
Nebizade Adil Bey Komisyon Başkanlığıyapmaktadır.
Cumhuriyetin ilanına yakın Belediye İşhanının yerindeki Emirahmetoğlu
Medresesi'nin adı, Malatya-Elazığ sınırını çizen Fırat nehrine izafeten
Fırat Mektebi'ne dönüştürülür. O sırada bu binada İzzetiye Başmuallimliği,
Fırat Mektebi ve geçici de olsa Hidayet Mektebi, eğitim ve öğretim
yapmaktadır.
Bu
dönemde Gündüzbey Kasabası'nda da bir İbtidaiye (İlkokul) vardır.
Cumhuriyet'in ilk Malatyalı öğretmenlerinden Abdurrahman Gündüz'ün
ağabeyi, bu okulda başöğretmendir. Abdurrahman Gündüz de bu okulda
İlköğrenimine başlar. Daha sonra I. Dünya Savaşı patlak verir. Ağabeyini
askere alırlar. Bir yıl sonra da şehit olduğu haberi gelir. Bu nedenli
okul, kapanmıştır. Abdurrahman Gündüz, tahsili yarım kalmasın diye babası
tarafından Çırmıktıdaki (Yeşilyurt İlçesi) İbtidaiye Mektebine (ilkokula)
nakledilir
O
dönemde Malatya'da Hidayet İlkokulu'nun eski yerinde bir Darül Muallim
(Öğretmen Okulu) vardır. Okul Müdürü, Alagöz H. Mehmet Efendi'dir. Buraya
İlkokulu bitirenler alınmaktadır
Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Abdurrahman Gündüz de burada
okumaktadır. Bu saygıdeğer öğretmen, bu okula gelebilmek için Yeşilyurt
ilçemizden yaya olarak uzun bir yol kat etmektedir. Dönemin Maarif (Milli
Eğitim) Nazırlığı (Bakanlığı), bu okulu Elazığ'a nakleder. Abdurrahman
Gündüz de Elazığ'a nakledilir. Okulunu Elazığ'da bitirir ve öğretmen olur
O
sırada ihtiyaç üzerine Sıtmapınarı mevkiinde Sülukoğlu Camii karşısındaki
arsaya bir ilkokul yaptırılır. Malatya halkı, hemşehrisi devrin Maarif
Nazırı (Milli Eğitim Bakanı) Mustafa Necati'ye olan şükranlarını sunmak
amacıyla okula, Mustafa Necati Mektebi adını verir. Sonradan Cumhuriyet'in
ilanı ile bu okul bünyesinde bir Cumhuriyet Mektebi de oluşturulacaktır.
O
dönemde Arapgir ve Darende ilçelerimizde de İbtidaiye Mektebi olduğunu
görürüz. Bu okullar, ilkokul düzeyindedir ve başlangıç eğitimi, Sıbyan
Okulu (Anaokulu)'dur
Cumhuriyetin ilanına yakın Malatya da şu anki Milli Eğitim Müdürlüğü
binasının yerinde Muhtelit Okulu (Karma Okul) olduğunu görüyoruz. Bu okul,
ortaokul düzeyindedir. Daha sonra, Malatya Lisesi'nin çekirdeğini
oluşturacaktır.
1909
tarihli Arapgir Rüştiye Mektebinin diploma defterinden Arapgir'de bir
rüştiye (ortaokul) olduğunu anlıyoruz. Zaten o dönemlerde en yoğun
kültürel faaliyet, Darende ve Arapgir ilçelerimizdedir. Bu okulun diploma
defteri incelendiğinde şu derslerin okutulduğa görülür
l-
Kuran-ı Kerim
2-
Ulum-ı Diniye - Ahlak
4-
Sarf-ı Osmani (Osmanlıca çeviri)
5-İmla 6- Arabi (Arapça)
7-
Hesap
8-
Sarf-u Nahiv (Dilbilgisi)
9-
Hüsn-i Hat (Güzel yazı)
Cumhuriyet'ten önce Arapgir ilkokullarında 3. sınıfta Fransızca, Arapça ve
Farsça olmak üzere üç yabancı dil verildiği göz önüne alınırsa eğitimin
kalitesi ortaya çıkacaktır.
O
dönemde Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkıldığı için halk, perişandır.
Birçok çocuk, yetim kalmıştır. Bu çocukların, giyecekleri elbiseleri bile
bulunmamaktadır. Bunu bilen okul idarelerinin kıyafet konusunda fazla
ısrarcı olmadıklarını görüyoruz. Kıyafette şekilci olmazlar ancak yırtık
ve kirli giysiye asla izin vermezler. Öğrencilerin kıyafeti, beyaz yaka ve
siyah önlüktür. Siyah renk, kir belli etmesin diye tercih edilmiştir.
Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte tüm medreseler Cumhuriyet okullarına
dönüştürülecek, bunların öğrencileri de resmi ilkokullara aktarılacaktır.
Bu dönem incelendiğinde medrese öğrencileri olan her yaştan insanın,
ilkokul öğrencileriyle bir müddet birlikte okuduğu görülecektir.
Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte birçok okulun adı da bu önemli tarihe ve
olaya izafeten Cumhuriyet Mektebi'ne çevrilecektir. Ancak bu okullarda
eğitim, Arap harfleriyledir ve Osmanlıca'dır. Yeni Türk harflerine geçmek
için tam beş yıl beklenir
Tüm
bu bilgiler ışığında Malatya'da ülke düzeyinde bir eğitim ve öğretim
yapıldığı, iyi bir öğretim seviyesi tutturulduğu görülmektedir. Nitekim
buradan yetişen seçkin öğrenciler, ülkeye hayırlı hizmetler yapacak,
Atatürk'ün ilk Milli Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati'yi de ülkemize
hizmette öne çıkaracaktır.
2.CUMHURİYET
SONRASI EĞİTİM
Cumhuriyet'in ilanından sonra Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, Yurt
çapında büyük bir kalkınma hamlesi başlatır. Eğitim ve öğretimde
seferberlik de buna paralel olarak başlatılır ve yürütülür.
Yüce
Önder'in : "Cumhuriyet'i biz kurduk, yaşatacak olan, sizlersiniz" ve "
Milletleri kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir." özdeyişini ve
direktifini alan genç Türk öğretmeniyle birlikte İlimizin genç
öğretmenleri de bu eğitim ve öğretim seferberliğine yürekten katılır,
gecesini gündüzüne katarak halkımıza okuma yazma öğretmeye çaba sarf
ederler.
Ne
yazık ki ulusumuz, Kurtuluş Mücadelesinden henüz yeni çıkmıştır. Halk
açlık ve yoksulluk içerisinde kıvranmaktadır. Cumhuriyet'in ilanı ile
birlikte var olan medreseler ve başlangıç okulları (ibtidaiyeler),
Atatürk'ün emriyle Cumhuriyet okullarına dönüştürülür, yeniden yapılanma
sürecine alınırlar.
İlimizde o sıralarda eğitim ve öğretime açık beş adet ilkokul vardır. Şu
anda Belediye İşhanı olan binanın yerindeki Fırat İlköğretim Okulu, şu
anda Mustafa Necati İlköğretim Okulunun yerinde Cumhuriyet İlköğretim
Okulu, Hidayet Mahallesi'nde dört yol ağzında kalıp yıkılmış ve sonradan
yeri değiştirilmiş olan Hidayet İlköğretim Okulu, şu anki yerinde eğitim
yapan Gazi İlköğretim Okulu ve halen eski yerinde eğitim ve öğretime açık
olan Derme İlköğretim Okulu.
O
dönemi hafızalarda daha belirgin hale getirmek için bu okulların
durumlarını biraz daha açmak gerekir. Fırat İlköğretim Okulu,
Cumhuriyetten önce Yeni Camii'nin medresesi konumundadır ve adı
Emirahmetoğlu Medresesidir.
Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte İlimizin doğusundan geçen ve
Malatya-Elazığ sınırını çizen Fırat Nehri'ne izafeten bu medresenin adı
Fırat İlköğretim Okulu olarak değiştirilir ve Cumhuriyet okuluna
dönüştürülür.
Derme
İlköğretim Okulu, 1901 yılında Kızlar Okulu olarak yapılmıştır. O da
Cumhuriyet Okuluna dönüştürülür. Okulu o zamanın Valisi Nasuhi Paşa
yaptırmıştır. Okulun önündeki caddeyi de Nasuhi Paşa açtırır. Paşanın
adına İzafeten caddeye Nasuhi Caddesi denilir. Cumhuriyet'in ilanıyla
Kızlar Okulu'nun adı değiştirilip önünde açılan caddeyle anılarak Yeniyol
İlköğretim Okulu adını alır. Bu ad, beğenilmez. Okulun Malatya'yla özdeş
bir adla anılması tezi ileri sürülür ve ilimizin içinden geçen Derme
suyunun adı verilir. Okul, bugünkü adı olan Derme'ye kavuşmuştur.
Bu
sıralarda Malatya'da sıtma ve trahom hastalıkları çok yaygındır. Dönemin
Vilayet Makamı, aldığı bir kararla Derme İlköğretim Okulu'ndaki tüm
sağlıklı öğrencileri Fırat İlköğretim Okulu'na nakleder. İl çapında ne
kadar trahomlu öğrenci varsa Derme İlköğretim Okulu'nda toplanır ve burada
eğitim ve öğretime alınırlar. Eğitim ve öğretimleri sürerken aynı anda
tedavilerine de devam edilir. Okulun adı, bu uygulamaya bağlı olarak halk
arasında Trahom Mektebi'ne çıkar.
Derme
İlköğretim Okulu'nun sağlıklı kız ve erkek öğrencileri Fırat İlköğretim
Okulu'na nakledilir. O güne kadar Fırat İlkokulu'nda erkek öğrenciler
öğrenim görmektedir. Bu zorunlu öğrenci nakli olayı, okulun kaderini
değiştirir ve okulda karma eğitim başlamış olur.
Hidayet İlköğretim Okulu, Hidayet Mahallesindeki dört yol ağzında
kerpiçten harap bir bina olarak eğitim vermektedir. Okulun adı, bulunduğu
mahalleden dolayı Hidayet Mektebi diye anılmaktadır. Bina, yılların
yıpratmasına dayanamaz ve yıkılacak duruma gelir. Dönemin Milli Eğitim
(Maarif) Müdürlüğü, okula yakın bir boş araziye barakalar inşa ettirerek
eğitim ve öğretimi bu barakalara nakleder. Ancak Malatya'nın yazın sıcak
ve kurak, kışınsa soğuk ve ayaz iklimi, öğrencileri rahatsız eder, eğitim
ve öğretimi engeller. Öğrenci velileri, bundan şikayetçi olur. Halkın
şikayet ve baskıları sonucunda, eski okulun beş yüz metre aşağısındaki bir
bahçe içine yeni bir bina yapılır ve öğrenciler bu defa burada eğitim ve
öğretim yapmaya başlarlar.
Sıtmapmarı semtinde bulunan Sülukoğlu Camiinin karşısındaki arsaya bir
ilkokul yapılır ve adı Mustafa Necati olarak konulur. Atatürk'ün bu
sıralarda yurt çapında bir direktifi yaygınlaşmıştır. Her ile Cumhuriyet
okullarını temsilen bir okul yapılacaktır, adı da Cumhuriyet İlkokulu
olacaktır. İlimiz Maarif Müdürlüğü bu emri derhal uygulamak ister ancak,
buna uygun bir bina ve ödenek yoktur. Pratik çözüm olarak Mustafa Necati
İlkokulu bünyesinde Cumhuriyet İlkokulu'nu da açarlar. Bu bina, zamanla
iki okula dar gelmeye başlar. Yetkililer, Cumhuriyet İlkokulu'nu Mustafa
Necati İlkokulu'ndan ayırmak için Sıtmapmarı Semti'nde şu anki yerde
Cumhuriyet İlköğretim Okulu binasını yaparlar. Binanın bitimini takiben
Cumhuriyet İlköğretim Okulu'nu geçici binasından Cumhuriyet'in 10. Yılında
Büyük Önder Atatürk, o ünlü 10. Yıl Nutku'nu Ankara'da irad eder. On
yıllık faaliyetlerin dökümünü, tespitini yapar ve şöyle buyurur: "Milli
Eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki
kurtuluşu, ancak bu suretle olur." direktifini verir. Her ile
Cumhuriyet'in 10.Yılı vesilesiyle bir örnek okul açılacaktır. Ancak bu
okul, özellikle mimarisiyle diğer okullardan farklı bir görünümde
olacaktır. Bu direktif, Malatya Valiliği tarafından da süratle yerine
getirilecektir. Bu okul için yer aranır. Bugünkü okulun yerinde, askeri
mühimmat deposu vardır ve bina tek katlı kerpiç bir yapıdır. Milli Eğitim
Müdürlüğü, bu binanın kerpiçten bölümünü yıktırır. Temeli kesme taştan bu
binanın üstüne şimdiki Gazi İlköğretim Okulu yapılır. Binanın gerek
mimarisi, gerek taştan yapı malzemeleri, onu diğer yapılardan farklı
kılar. O yılarda Malatya Valisi, Nevzat Tandoğan'dır. Sanat şaheseri bu
bina, bir yıl gibi kısa bir sürede yapılıp bitirilir. 1933 yılında eğitim
ve öğretime açılır. Adı da Gazi Mustafa Kemal'e izafeten Gazi İlkokulu
olur. Türkiye'ye bir dönemler damgasını vurmuş Malatyalılar, bu seçkin
ilkokuldan mezun olurlar. Bunlar arasında 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut
Özal, ünlü siyaset adamları Hüsnü Doğan, Hasan Celal Güzel gibi önemli
şahsiyetleri saymak mümkündür. 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'ın
annesi, Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Hafıze Özal da bu okulda
öğretmenlik yapmıştır.
Malatya merkezinde o dönemlerde beş ilkokulda eğitim ve öğretim
yapılmaktadır. Bunlar; Gazi, Derme, Fırat, Hidayet ve Mustafa Necati
İlkokullarıdır. Daha sonra bunlara Cumhuriyet İlkokulu katılır.
Malatya merkezindeki öğrenciler, okumadan yana şanslı sayılırlar ancak il
merkezi dışındaki öğrenciler için bunu söylemek pek mümkün değildir.
Yeşilyurt İlçesi öğrencileri, Tecdeli öğrenciler yaya olarak il merkezine
gelir, iki saat boyunca yürür, eğitimlerini aldıktan sonra tekrar ikamet
yerlerine dönerlerdi. O dönemlerde Malatya'da kışlar pek çetin geçerdi.
Öğrenciler, bir iki metre karla, tipiyle ve vahşi hayvanlarla da boğuşmak
zorundaydılar.
Cumhuriyetin ilanının beşinci yılında (1928'de) Harf Devrimi
gerçekleştirilir. Yeni harflerle eğitim seferberliği başmamıştır. Yüce
Önder Atatürk, 1928'de Harf Devrimini başlatır. Meclis, kendisine Millet
Mektepleri Başöğretmenliğini verir. Mustafa Kemal, yeni Türk Alfabesini
öğretmenlere ve halka bizzat kendisi öğretmeye başlar. Okuma çağına gelen
çocuklar, eğitim ve öğretime bu yeni harflerle başlarlar. Yüce Önder
Atatürk, tüm yetişkinlerin de eğitim ve öğretime alınmaları direktifini
verir. Böylece Millet Mektepleri açılır. İlkokullar bünyesinde açılan bu
okullara, eğitim ve öğretim yaşı geçmiş insanlar alınacaktır. İlimizde de
bu doğrultuda organizeler yapılır. Yıllarca Arap harfleriyle eğitim veren
öğretmenler, yeni Türk harflerini öğrenmeleri için yetiştirme kurslarına
alınırlar. Ardından gündüzün ilkokul öğrencilerine eğitim verirler, gece
de yetişkinleri eğitirler. Bunun adı, eğitim seferberliğidir...
O
dönemlerde ilkokul öğretmenleri Özel İdare'ye bağlıdırlar. Buradan maaş
almaktadırlar. Maaşları üç ayda bir ödenmektedir. Millet Mekteplerine
ödenek ayrılamamıştır. Yetişkin eğitimine ödenek ayrılamadığı için
öğretmenler, bu hizmet için herhangi bir ücret almazlardı.
Bu
dönemde devrin Milli Eğitim Bakanı (Maarif Vekili) Malatya Darende'li
Mustafa Necati, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu Atatürk'ün direktifleriyle
çıkartır, eğitimi karma şekle dönüştürür, öğretmenler için kıyafet
genelgesi yayınlar. Öğretmen Kıyafetnamesi adlı genelgenin içeriğinde
öğretmenler için resmi kıyafet olarak ceket, pantolon, gömlek ve kravat
öngörülmektedir. O dönemin Malatya Valisi Nevzat Tandoğan, kıyafet
genelgesi doğrultusunda Özel İdare'ye direktif verir ve öğretmenlere
kıyafet almaları için birer maaş ikramiye verilmesini sağlar.
O
dönemlerde Malatya'da şu anki Milli Eğitim Müdürlüğü binasının yerinde
Malatya Lisesi eğitim ve öğretim görmektedir. 1931 yılında, Cumhuriyet
öncesi medrese olan bir yapının üzerine kurulan Malatya Lisesi, ortaokul
olarak eğitim ve öğretime başlar. Bünyesinde, Milli Eğitim Müdürlüğü görev
yapmaktadır. Normal eğitim vardır. Ortaokul ve Lise, üçer yıldır. 1931
yılına kadar tek şube
O
dönemlerde ortaokulu bitirenler, genelde memur olurdu. Lise mezunları
yedek subay olarak askerlik yaparlardı. Ayrıca belirli bir kurs görerek
nahiye müdürü ve kaymakam olurlardı. Malatya Lisesinin ortaokul kısmını
bitirenler, Tapu Kadastro okulunda bir yıl okuyup Fen Memuru, lise
mezunları ise iki yıl okuyup Tasarruf Memuru (Tapu Memuru) olurlardı.
Malatya'da Tapu Kadastro Okulu olması nedeniyle ilimiz, 1926 yılında ilk
defa kadastro gören şehir olur.
Malatya Lisesi'nin ortaokul ve lise kısmı öğrencileri 1937 yılında
Atatürk'ün Malatya'ya ikinci gelişleri nedeniyle Yüce Önder'i karşılamak
için yaya olarak tren istasyonuna götürülürler. Başlarında ünlü edebiyatçı
Vasfı Mahir Kocatürk vardır. Atatürk, burada karşılanır ve akşam saat
22.00'de trenle Diyarbakır'a hareket eder.
O
dönemlerde de en gözde yabancı dil, Fransızca'dır. O dönemde resmi
tatillerde Malatya Lisesi öğrencileri, Kernek Havuzu yanında pikniğe
götürüldü. O zamanlar l Mayıs, resmi tatildi.
Malatya Lisesi öğrencileri, 19 Mayıs törenlerine bir asker ciddiyetiyle
hazırlanırdı. Bayram töreni, şu anki Ticaret Lisesi'nin bulunduğu boş
arsada gerçekleştirilirdi. Törenler sonunda öğrenciler, ödül olarak
Tecde'ye ve Gündiizbey'e götürülürdü.
O
dönemlerde ilkokul öğrencilerinin kıyafetleri; yerli malı denilen krizet
kumaştan siyah önlük, beyaz yaka, siyah ayakkabı idi.
1930'lu yıllarda Malatya'da kız ve erkek öğrenci oranı dengelendi.
O
yıllarda sınıf mevcutları 30-40 kişi civarındaydı. Çoğunlukla öğrenciler
ikili otururdu Sabahtan öğlene, öğleden ikindiye kadar normal eğitim
yapılırdı. İsmet inönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde Alman Hükümeti,
kendisine son model bir laboratuar hediye eder. O da bunu Malatya
Lisesi'ne hediye eder ve kurdurur. Türkiye'de o dönemde bir benzeri daha
bulunmayan bu laboratuar nedeniyle çok ünlü kişiler yetişmiş ve yurt
hizmetine atılmışlardır.
Malatya Lisesi, 1945 yılında yanar. Bünyesindeki tarihi belgelerle kül
olup gider. Bu yangından önce Milli Eğitim Müdürlüğü binası da bir
yangınla kül olup gitmiştir. Bu nedenle Cumhuriyet öncesi ve sonrası
Malatya'da eğitimle ilgili bilgiler, emekli öğretmenlerden ve eğitimli
yaşlı insanlardan derlenebilmiştir.
Malatya'ya bir dönem damgasını vuran Malatya Lisesi, 1960'lı yılların
başında yeni binasına taşınır ve yerini Atatürk Ortaokuluna bırakır. Yeni
binasında Turan Emeksiz Lisesi adı altında başlayan bu seçkin lisemiz,
1980'li yılların başında Malatya Lisesi adını almıştır ve bu adla eğitim
ve öğretime devam etmektedir.
Malatya'da eğitimden söz ederken Cumhuriyet öncesi Malatya'lı ünlülerin
ilk eğitimlerini yapmak içinse Konya'yı, Antakya'yı, Diyarbakır'ı, Mısır'ı
ve genelde de İstanbul'u tercih ettiklerini görürüz.
Cumhuriyet döneminde ise Malatya insanı, öğretmen olabilmek için çevre
illerdeki öğretmen okullarına gitmiş, buralardan mezun olmuş, yurdun
birçok yerinde bu kutsal görevi yerine getirmiştir.
Elimizde en eski belgeyi oluşturan Gazi İlkokulu Öğretmen Sicil Defterini
incelediğimizde bu okulumuzda görev yapanların % 90'ının Malatya dışından,
özellikle batıdan olduğunu görüyoruz. Malatya insanının kendi ilinde görev
yapmaya başlaması, 1950'li yıllara rastlar. Çok nadir de olsa Malatya
Akçadağ Köy Enstitüsü mezunlarının da burada görev aldığına rastlıyoruz.
1940
yılına kadar : i zorluklarla ve sıkıntılarla mücadele ederek gelen
ülkemiz, II.Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle bu defa daha sıkıntılı bir
döneme girer. Savaşa girilmez ama ülke çapında genel seferberlik ilan
edilir. Çeşitli tüketim maddelerinin kullanımı karneye bağlanır. Özellikle
şeker, gazyağı ve elbiselik kumaşlara karne uygulaması ödünsüz uygulanır.
Her aile resine düzenlenen "Karne" adı verilen belgeler, vatandaşın nüfus
cüzdanına "alındı" kaşesi vurularak dağıtılır.
İlimiz de II. Dünya Savaşı'ndan aynı derecede etkilenir. Elektrik tüketimi
sınırlıdır. Halk, çıra, gaz lambası ve benzeri aydınlatma araçlarını
kullanmaktadır. Halkın en büyük ihtiyacı, gazyağıdır ve o da karneye
bağlanmıştır. Bu nedenle yeterince gazyağı bulunmayan evlerin çocukları ve
gençleri, eğitim ve öğretimlerini sürdürebilmek için birkaç caddede veya
sokakta yanan sokak lambalarının dibinde sabahlara kadar ders
çalışmaktadır. 1941 yılından itibaren yapılan tasarruf tedbirleri
nedeniyle Sümerbank Dokuma Fabrikası'nın ürettiği kumaş ve bezler de
karneye bağlanır. Bu son kısıtlama, eğitim ve öğretimde de kendisini
hissettirir. Veliler, çocuklarına önlük dahi diktiremez hale gelirler.
Vatandaşın bu perişan hali, okul yöneticilerini etkiler ve duygulandırır.
Kıyafet yönetmeliğini esnetmek zorunda kalırlar. Öğrencilerin çoğu,
değişik kıyafetlerle okula gelir. Ancak bir şartla; yırtık ve kirli
kıyafete asla izin verilmezdi.
Savaşın ikinci yılında, ekmek de karneye bağlanır. Birçok veli, geçim
sıkıntısından çocuğunu okula gönderemez duruma düşer.
1944
yılında II. Dünya Savaşı sona erer. Karne uygulamasına kısım kısım son
verilecektir. Malatya halkı, kendisini çok çabuk toplar, tarımsal üretime
hız verir ve gıdada uygulanan karne uygulaması kalkar. 1945 yılından
itibaren İlimizde karne uygulamasının hemen hemen kalkmış olduğunu
görüyoruz. Bu dönemdeki ortaöğretim çağındaki gençlerin belleklerinde
karne uygulamasının büyük yer ettiğini, yıllar sonra bile bu uygulamadan
acıyla söz ettiklerini görürüz.
1940'lı yılları anarken Akçadağ köy Enstitüsü'nden söz etmemek doğru
olmaz. Bu okul, Malatya'nın uzun müddet eğitim ve öğretimine damgasını
vurmuştur. Öğretmen yetiştiren bu okuldan mezun olan öğretmenler,
kendilerine verilen idealler doğrultusunda gittikleri yere, medeniyeti ve
bilimi götürmüşlerdir.
Akçadağ Köy Enstitüsü, Akçadağ İlçemizin Hamidiye kışlası mevkiinde 1940
yılında bu adla açılmış, altı ay sonra yerleşim alanının darlığı nedeniyle
istasyona yakın ve enstitü çalışmalarına elverişli üçbin dönümlük bir
alana taşınmıştır.
1941
yazında başlayan çalışmalara beşyüz öğrenci, yüz eğitmen ve yirmi öğretmen
katılmıştır. Başlangıçta arazideki yollar yapılmış, içme suyu getirilmiş,
tarımsal alanlar sulanmaya başlanmıştır.
1942'de öğretmen lojmanları, yatakhaneler, fırın, çamaşırhane, mutfak ve
elektrik santrali yapılmış, birbuçuk kilometre ilerdeki Sultansuyu
Çay'ından elektrik üretilmiştir.
Enstitüye Malatya, Mardin, Tunceli, Urfa ve Elazığ illerinin öğrencileri
kabul edilmekteydi.
İki
yıl zarfında sekiz bin meyve fidanı, otuz bin kavak ağacı dikilmiş ve
yetiştirilmiştir. Köy Enstitülerinin amacı; okulsuz köyleri en kısa
zamanda okula kavuşturmak için, önce eğitmenli okullar açmak, buradan
yetişen eğitmenleri Enstitünün dördüncü ve beşinci sınıflarında okutup
öğretmen olarak mezun etmekti.
Akçadağ Köy Enstitüsü, diğer Köy Enstitüleri gibi ihtiyacı olan herşeyi,
kendi bünyesinde üretmeye başlar ve çevresine de örnek olmaya başlar.
Enstitü'de kız ve erkek öğrenciler, karma eğitim yapardı. Uygulamalarda da
birlikte idiler. Ancak kız ve erkek öğrencilerin yatakhanesi ayrıydı.
Akçadağ Köy Enstitüsü; yapı, demircilik ve marangozluk bölümleriyle yöre
halkına da hizmet vermeye başlamıştır. Yöredeki köylerin katılımıyla bir
üretim ve tüketim kooperatifi kurulur.
Enstitü'nün basımevinde, Akçadağ adlı bir dergi de çıkarılmıştır.
Dört
yıllık eğitim sonunda başarılı olanlar mezun edilir, herkes kendi köyüne
atanırdı. Okulda dereceye girenler, tekamül kursu için Sivas Öğretmen
Okulu'na gönderilirdi.
Kendi
köylerine atanan öğretmenlere arazı tahsis edilir, demirbaş olarak
branşlara göre sanat aletleri verilirdi. Bunun yanında beslemeleri ve
sütünden, yumurtasından faydalanmaları için inek, koyun, tavuk da
verilirdi. Arazinin durumuna göre at, eşek gibi taşıyıcı hayvanlar da
verildiği olmuştur.
Öğretmenlere, harçlık adı altında yirmi lira maaş verilirdi. Öğretmen,
devletin resmi görevlisiydi. Devlete verdikleri taahhütle köylerinde yirmi
yıl kalma sözü verirlerdi.
1946
yılından sonra diğer enstitüler gibi Akçadağ Köy Enstitüsü de üreticilik
özelliğinden vazgeçmiş, klasik öğretmen okuluna dönüştürülmüştür.
1948
yılında Köy Enstitüleri Kanunu'nda değişiklik yapılır. Öğretmenlerin
ellerindeki demirbaşlar alınıp Maliye'ye devredilir.
Öğretmenler doğrudan maaşa geçirilir. Yüzbeş lira maaş bağlanan
öğretmenler, çocuk başına beş lira ek ücret alırlar. Çocuk parası, diğer
memurlar içinse o sırada on liradır.
1942-1943 öğretim yılında üçüncü sınıfı bitiren erkeklerin sağlık memuru,
bayanlarınsa ebe olarak görevlendirildiği de bir gerçektir.
Akçadağ Köy Enstitüsü, yapılan kanun değişikliğiyle klasik ilk Öğretmen
Lisesi'ne çevrilir. 1953 yılında öbür enstitüler gibi Öğretmen Lisesi
olur.
Malatya'da 1954-1955 öğretim yılına kadar yalnızca lise olarak Malatya
Lisesi eğitim ve öğretim vermekteydi. 1960'da klasik lise sayısı ikiye
çıkar, 1980'de yirmiye ulaşır. 1997'de okul öncesi eğitim ve öğretim
kurumlan dahil tüm öğretim kurumlarının sayısı 1146'ya ulaşmıştır. Merkez
nüfusu 400.000 bin olan İlimizde 35 tane özel dershane olduğu göz önüne
alınırsa, eğitim ve öğretim yönünden yıllar sonrası kat ettiğimiz mesafe
daha iyi görülecektir.
Ancak
ilimiz, büyük öğrenci potansiyeliyle yatağına sığmayan bir nehir gibidir.
Hızla bu potansiyeli eğitecek yeterli fiziki eğitim öğretim şartlarına
kavuşmak zorundayız.