|
|
Hayatın
İçinden Şiirler...
|

****
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
****
|
|
Doğum günün kutlu olsun gülüm
Benden çok uzaklarda, yanımda olmasan da
Senle doğuyor güneş ve yine senle batıyor
Senle başlıyor günüm ve yine senle bitiyor
Seni dinliyorum artik bütün şiirlerde, şarkılarda
Seni yaşıyorum artık bütün şehirlerde, anılarda
Benliğimde sen, sende hep benim aklım
Seni üzmesin sakin şu yalnızlığım, gözyaşlarım
Senin bu dünyada varlığın yeter bana, canımsın
Üstelik de iyi ki varsın gülüm, iyi ki varsın…
|
|

****
GENÇLİK BÖYLEDİR İŞTE
**** Cahit Sıtkı
TARANCI |
|
İçimi
titreten bir sestir her gün.
Saat her çalışında tekrar eder:
"Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın?
Elin boş mu gireceksin geceye?
Bir düşünsen yarıyı buldu ömrün.
Gençlik böyledir işte, gelir gider;
Ve kırılır sonra kolun kanadın;
Koşarsın pencereden pencereye."
Ah o kadrini bilmediğim günler,
Koklamadan attığım gül demeti,
Suyunu sebil ettiğim o çeşme,
Eserken yelken açmadığım rüzgâr
Gel gör ki, sular batıya meyleder,
Ağaçta bülbülün sesi değişti,
Gölgeler yerleşiyor pencereme;
Çağınız başlıyor ey hâtıralar
|
|

****
BEKLEYENLER İÇİN
**** Ümit Yaşar
OĞUZCAN |
|
Bir ayak
sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir sarı saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin
İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir
Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada
Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.
Bir çocuk doğmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi
Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, nerdesin diye
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlayacağım
|
|
****
BİR SARI LİRA
GİBİ ÖMRÜMÜZ
**** |
|

Yaşamak değil bizi bu telaş
öldürecek,
Bırakın Paris'te ılık rüzgarlarla
Taratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler,
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,
Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,
Hababam erteledik,
20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize,
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek
İmkanına kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda
Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki
T e d a v ü l d e n k a l k
m ı ş , , , ,
|
|
****
NAN GİBİ
**** İbrahim
SADRİ |
|
Ve gözlerin gelir geçer
içimden,
Su içerken, sen sokulurken
akşam kızıllığına,
Ekmeği bölerken,
Yalnızsam, yıllar nasıl
geçmişse aradan,
Unutmak kolay sanmışsa
şarkılar,
Şiirler yalan yazmışsa
ayrılığı,
Kör olsun sözlerim, unuttuysam
adını,
An gibi aklımdasın...
Gelir geçer gemiler,
Belki sende geçersin diye,
Bir kumru konar her sabah
pencereye,
Bir miladı taşır gece bir
yıldız,
Soğuk olur, üşürsün ya
adamakıllı,
Hani sarılırsın kendine,
Hani aklın karışır,
Bu bir divaneliktir gönül ah'a
alışır,
Ömrüm bitse ne çıkar,
Can gibi aklımdasın...
Gündür bu geçer gider,
Belki bir şey kalmaz sanırsın,
Yani bir sabah uyandığında,
Ne hayatın tortusu, ne kokusu
alışmışlığın,
Her şey başka olacaktır,
Başka bir otobüs, başka bir
gazete,
Resimlerden silinecek yüzün
belki de,
Ne adın, ne sanın,
Bir şafak vakti açınca
gözlerini,
Bir merhabayla,
Yeniden kurulacak dünya,
Ve sen her şafak,
Nan gibi aklımdasın...
Bazen bir şey geçer içinden
insanın,
En ücra yerlerinden, cesaret
gibi bir şey,
Ne olacak işte, kömür
yanmıyorsa eskisi kadar güzel,
Fasulyenin tadı yoksa,
Şarkılar yakmıyorsa içini,
Sadri Alışık öyle güzel
ağlamıyorsa,
Aşık olmayı beceremiyorsa İzzet
Günay Mahallenin en güzel kızına,
Denizin tuzu, Yalnızlığın
bahanesi yoksa,
Bir bıçak saplanınca yüreğinin
tam ortasına,
Zannetmeki ölmek zor, ölmek
kolay, kolay da!
Kan gibi aklımdasın...
Bu da geçer, her sabah
kanayacak değil ya,
Bakarsın taze ekmek çıkarır
köşedeki fırın,
Biraz da helvası bizim
bakkalın,
Senden ayırdığım üç beş zeytin,
Otururum sofraya,
Her lokmada geçer acısı belki
bırakılmışlığın,
Bende unuturum, nasıl
unutulursa sana susuzluğum,
Ve nasıl becerdiysem
kahrolmayı,
Öyle unuturum,
Ekmek gibi, Nan gibi
aklımdasın...
Ve gözlerin gelir geçer
içimden,
Su içerken,
Sen sokulurken akşam
kızıllığına,
Ekmeği bölerken,
Yalnızsam, yıllar nasıl
geçmişse aradan,
Unutmak kolay sanmışsa
şarkılar,
Şiirler yalan yazmışsa
ayrılığı,
Kör olsun sözlerim, unuttuysam
adını,
An gibi aklımdasın...
An gibi aklımdasın...
A k l ı m d a
s ı n....
|
|
****
BENİ UNUTMA
**** Ümit
Yaşar OĞUZCAN |
|
Bir gün gelir de unuturmuş
insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun
sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu
yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın
rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma
|
|
****
SESSİZ GEMİ
**** Yahya
Kemal BEYATLI |
|
Artık demir almak günü gelmişse
zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar
bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi
sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil
ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten
elemli,
Günlerce siyah ufka bakar
gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son
gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son
matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven
nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer
dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun
ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen
yok seferinden.
|
|
****
PERSPECTİF
**** Özdemir
ASAF |
|
Senin içine girdiğim zaman
Dışımda kalıyorsun.
Senin dışından sana bakınca
İçime sığmıyorsun.
|
|
****
BEN SANA MECBURUM
**** Attila
İLHAN |
|
Ben sana mecburum bilemezsin
Adini mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe buyuyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih`te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziran`da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şileb sızıyor issiz gözlerinden
Belki Yeşilköy`de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İcimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
|
|
****
ANLATAMIYORUM
****
Orhan Veli KANIK |
|
Ağlasam sesimi duyar
mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
|
|
****
YAŞAMAK
**** Nazım
Hikmet
|
|
Dörtnala
gelip Uzak Asyadan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
bu memleket bizim
Bilekler kan icinde,disler kenetli, ayaklar ciplak
bu cehennem,bu cennet bizim
Kapansin el kapilari,bir daha acilmasin ,yok edin insanin insana
kullugunu
bu davet bizim...
Yasamak bir agac gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardescesine
bu hasret bizim...
|
|
****
SAKARYA TÜRKÜSÜ
**** Necip Fazıl
Kısakürek
|
|
İnsan
bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Herşey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük-küçük kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabb’im isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük! ..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! .. |
|
|
|