Medeniyetlerin doğduğu Avrasya‘yı bir uçtan öteki uca kat
edip Avrupa’nın batısı ile Asya ‘nın doğusunu birleştiren ve
medeniyetlerin yayılma yolunu ifade eden eksen Anadolu ‘dan geçmektedir.
Avrasyanın bu uzun doğu batı ekseni boyunca toplumlar arası hareketlilik
yoğun olarak hep olmuş, bu hareketlilik toplumsal rekabet , savaş ve
göçlere sebep olmanın yanında aynı zamanda da toplumsal ve teknik
yeniliklerin bu eksen boyunca yayılmasını sağlamıştır. İşte adeta
medeniyetleri taşıyan bu eksen Anadolu ‘dan geçerken yoğunlaşarak (ve
daralarak) Anadolu ‘yu medeniyetler köprüsü haline getirmektedir. Bu
özellik Anadolu ‘yu tarihin ilk çağlarından beri medeniyetler beşiği
haline getirmiştir. Bu nedenle Anadolu’nun her taşı tarih kokan bir yer
yüzü cennetidir.
Tarihte olduğu gibi günümüzde de medeniyetleri buluşturan Yurdumuzun
önemli kavşak noktalarından birinde de Malatya bulunmaktadır. Bu özelliği
Malatya ‘yı tarihin her döneminde önemli kılmış ve dikkatleri hep üzerine
çekmiştir.
Malatya, eski çağlardan beri Anadolu ve Ortadoğu 'nun geçit veren kavşak
noktasındadır. Doğuda en eski ulaşım yolu; Malatya Sivas üzerinden
Erzurum'a, oradan da Kafkasya'ya uzanan yoldur. Buna, KarasuAras yolu da
diyebiliriz. Öte yandan Güneydoğu'ya, Malatya ve Diyarbakır üzerinden
Mezopotamya'ya uzanan yol önemlidir. Malatya'dan doğuya doğru Murat,
KarasuVan Gölü diğer tabii bir önemli yoldur. Diğer önemli bir yol ise
Güneyden gelip Malatya'da düğümlenen MalatyaKahramanmaraş arasında
Torosların çok kesif göründükleri bir sahada, akış yönleri farklı
vadilerin takip ettiği tabii bir koridor boyunca uzanmaktadır. Güneyde
dağlar arasında açılmış bir başka yol, Adıyaman üzerinden Urfa'yı
Malatya'ya bağlamaktadır.
Belirtilen yollar, Malatya'da birleşerek kuzeyde Kafkasya'ya, güneyde
Çukurova, Mezopotamya ve Suriye'ye, batıda Ege sahillerine, doğuda İran ve
uzak doğuya kadar uzanmaktadır. Bu yollar, Akad İmparatoru Sargon
zamanından beri işlemekteydi. Hititler zamanında da işlemekte olan bu
yoldan Hitit Krallarının geçerek Anadolu üzerindeki devletlerle savaştığı
bilinmektedir. Hitit Kralı Şuppililiuma 'nın bu yoldan geçerek Aşağı Fırat
boylarına indiği, dolayısıyla Malatya civarında Fırat Nehrini geçtiği
kaynaklarca belgelenmektedir. Bu yolun KayseriKültepe 'den başlayarak,
Gürün Darende Malatya Samsat üzerinden Urfa'ya vardığı buradan da ikiye
ayrılarak Gargamış ve Halep'e, diğerinin de Nusaybin üzerinden doğuya Asur
ve Babil'e gittiği tahmin edilmektedir. Mezopotamya ile Anadolu arasındaki
ticaret ve kültür alışverişinin bu yol üzerinden yapılması, Malatya'nın
tarihi ve kültürel önemini artırmıştır.
Antik
çağlarda kullanılan yolların yanında, Roma döneminde ticaretle sınırların
korunması amacıyla yeni yol yapımına geçilmiştir. Malatya'nın büyük bir
askeri merkez olması sebebiyle Romalılar, askeri ve ticari amaçla
kullanılan yollarını Malatya'dan geçirmişlerdir. Bu durumu, yol
kenarlarına dikilen mil taşları doğrulamaktadır.
Bizans İmparatorluğu Roma yollarını aynı amaçla kullanılmıştır. Araplar,
Bizans topraklarına yaptıkları akınlardan sonra geri çekilirken Kommagene
ile Malatya arasındaki geçitten faydalanmışlardır. Türkler ise Fırat
Nehri'ni Malatya yakınlarında aşarak Orta Anadolu'ya ulaşmışlardır.
TARİH ÖNCESİ
DÖNEM
Coğrafi konum
itibariyle tabii yol üzerinde olan Malatya ön tarihinin Paleolitik çağa
kadar indiği, Ansır (buzluk) ve İnderesi mevkiinde bulunan mağaralardan
anlaşılmıştır.
1979
yılında başlayan Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazıları kapsamındaki İzollu
mevkii Cafer Höyükte yapılan kazılarda, o yöre insanının Paleolitik
mağaralardan çıkıp ilk defa ovada tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve
yerleşik köy hayatına başladıkları anlaşılmıştır. Cafer Höyük kazılarıyla,
Malatya ve çevresinin M.Ö. 7000 yılında İskana başladığı anlaşılmaktadır.
19791986 yılları arasında kazıları sürdürülen PirotCaferhöyük çalışmaları
sonucu dünyanın ilk heykel örneği sayılan, beyaz kireçtaşından yapılmış
küçük figürler, M.Ö. 7000 yılına tarihlenmektedir. Kazı sonrası gün
ışığına çıkarılan bu eserler halen Malatya müzesinde sergilenmektedir.
Tarih kronolojisi'ni takip ettiğimizde, yörenin ana seramiği tek renk
olup, ateşte az pişirilmiş koyu astarlıdır. Bu seramik yanında ithal malı
Halaf tipi seramik örneklerinin Hekimhan, Kuyuluk, Hinso ve Arguvan
Karahöyükte; Hassuna boyalı Seramik örneklerine ise Aslantepe,
Değirmentepe, İsahöyük ve Fırıncıhöyük'te rastlanmaktadır. Aslantepe ve
Değirmentepe kazıları, bölgedeki yerleşimin M.Ö. 50003000 yılları arasında
Kalkolitik çağda devam ettiğini göstermektedir.
Değirmentepe ve Aslantepe'de çok sayıda taştan ve pişmiş topraktan damga
mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin önemli bir
ticaret merkezi olduğunu belgelemektedir. Anadolu ile olduğu gibi, Kuzey
Mezopotamya ve Suriye ile de Fırat Nehri yolu ile ticaret bu dönemde
yapılmıştır.
M.Ö.
3000 yılında Malatya yöresinde seramik genellikle elle yapılmış, hamuruna
ince kum karıştırılmış siyah astarlıdır. Bu seramik örneklerine; Aslantepe,
Hasırcı, Fırıncıhöyük, Karahöyük, İsahöyük, Morhamam, Kösehöyük, İmamoğlu,
Değirmentepe, Köşgerbaba ve Pirothöyük'te rastlanmıştır.
Eski
tunç II. döneminde, M.Ö. 2500 yıllarında başlayan seramik örneklerine
yörede yer yer rastlanılmıştır.
Eski
tunç III. evrelerine ait elle yapılan, ateşle pişirilen seramikler Malatya
bölgesinde çoğunlukla deve tüyü renkli olup, üzerindeki süsler, geniş
bantlar şeklinde desenlerle kaplıdır. Bu örneklere Aslantepe, Değirmentepe,
Pirothöyük'te rastlanmıştır. Aslantepe kazılarıyla 1992 yılında gün
ışığına çıkarılmış ve M.Ö. 3200 yıllarına tarihlenen tapınak, bölgenin en
önemli dini ve kültür merkezi konumuyla , Mezopotamya Kültürü ile çağdaş
ve hatta Anadolu'nun ilk tapınak örneklerinden olarak tarih ve arkeolojiye
ışık tutmaktadır.
HİTİTLER
DÖNEMİ
Hititlerin Anadolu'da, M.Ö. 2000 yıllarının başında varlıklarını
gösterdikleri Aslantepe'den çıkarılan bazı seramik örneklerinden
anlaşılmaktadır.
M.Ö.
1750 yıllarında Kuşsara Kralı Anitta, Anadolu'yu tek bir yönetim altında
toplayarak siyasi birliği sağlamıştır. Bu dönemde Malatya'nın, büyük bir
ihtimalle, siyasi birliğe katıldığı sanılmaktadır. I. Hattusilis, Kuzey
Suriye yolunu emniyet altına almış, yerine geçen oğlu I. Mursilis ise
Anadolu birliğini Halep ve Babil seferlerinden sonra sağlamış. Malatya'
nın bu krallar döneminde kuzey Suriye ile Anadolu arasında önemli yol
kavşağında olması sebebiyle Hitit birliğine girdiği ve bir Hitit şehri
olduğu kabul edilebilir. I. Mursilis, babası I. Hattusilis 'in gösterdiği,
dış menfaatlerinin güneyde olduğu fikri üzerine hareket edip, Halep ve
Bağdat'ı fethederek "Büyük Kral" unvanını aldığı Akad metinlerinde
görülmektedir.
Hitit
Krallarından Ammunas ile Huzziyas'tan biri döneminde M.Ö. 15. yüzyılda yer
yer görülen isyanlar sonunda Hitit Birliğinin kuzey Suriye'deki egemenliği
Mitanni Krallığının eline geçmiştir. Böylece, Malatya'da bu dönemde
Mitanni eğemenliği altına girmiştir. Hitit Kralı Şuppiluliuma, M.Ö. 1450
yıllarında Fırat Nehrini geçerek bölgede yer alan Mitanni eğemenliğine son
verilmiştir. Böylece Malatya'yı yeniden Hitit İmparatorluğuna
kazandırmıştır. II.Mursilis, Muvatalli ve III.Hattusilis dönemlerinde
Malatya, Hitit Merkezine bağlı kalmıştır
M.Ö.
1116-1096 yılları arasında bir Asur vesikasına göre, Asur Kralı I.
Tiglatplaser Malatya üzerine yürüyerek kral Allumu'yu yenmiştir. Şehir
halkını rehin alarak vergiye bağlamıştır.
M.Ö.
1200-1000 yılları arasında kavimler göçü sebebiyle Anadolu'da karanlık bir
devir hüküm sürmüştür. Hitit İmparatorluğu, bu dönem sonunda tamamen
ortadan kalkmıştır.
Hititler'in torunları, M.Ö. 1000 yılından sonra varlıklarını şehir
devletleri halinde sürdürmüşlerdir. Malatya, asıl önemini bu devirlerde
almıştır. Hitit Devleti, bir takım küçük feodal krallıklardan teşekkül
ediyordu. Bu derebeyliklerden birisi de Fırat Nehri'nin Malatya civarında
yaptığı dirseğin içinde bulunduğu tahmin edilen Alşe Krallığı idi.
Geç
Hitit döneminde; Malatya ve çevresinde özellikle lspekçur, Darende, Gürün,
Aslantepe'de Geç Hitit dönemine ait kitabeler ve siteller bulunmuştur.
Heykeller ve siteller Geç Hitit devrinin Malatya'da ne kadar geniş çevreye
yayıldığını göstermektedir.
M.Ö.
1000 yıllarında Malatya, Kargamış Krallığı'na bağlı olarak varlığını
sürdürmüştür. Gürün yakınlarında bulunan bir kitabeye göre "Sasa" adlı bir
kimse Malatya Kralı olarak bilinmektedir. Asur Kralı II. Adad Nirari (M.Ö.
911-891) Kargamış'ı egemenliği altına alarak, Kargamış'ın Malatya
üzerindeki hakimiyeti son bulmuştur. Asur Kralı III. Salmanassar (M.Ö.
858-824) Hilakku üzerinden Tabal'a burada 24 Tabal kralının takdim
ettikleri haracı kabul etmiş ve dönüşünde Malatya üzerine yürümüş, Malatya
Kralı Lalli'yi yenerek ağır vergi bağlamıştır. (M.Ö.835)
Geç
Hitit şehir devletlerinden biri olan Malatya'nın tarihini Hitit Hiyeroglif
kitabelerinden, Asur krallarının yıllıklarından ve Urartu kitabelerinden
öğrenmekteyiz. Asur vesikalarında; Malatya adı Milid, Melid, Milidia,
Meliddu şeklinde geçmektedir. Urartu kaynaklarında Melitea, Hitit
Hiyeroglif Kitabesinde ise "Dana başı ve ayağı", ideogramları(düşünsel
veya kavramsal yazı) ile temsil edilmiştir.
Urartu krallarından lspuinis (M.Ö. 824816) ile oğlu Menuas (M.Ö. 816-807)
zamanlarına ait Palu kaya kitabelerinde Milid Kralı Sulumeli'yi mağlup
ettikleri kaydı vardır. Fakat Malatya Kralı'nın bu yeni hakimiyete kolay
kolay itaat etmediği anlaşılıyor. I. Argistis (M.Ö. 789-766) "Tanrı
Haldi'nin sayesinde Hatti memleketlerine karşı sefer ettiğini ve
Tuwate'nin oğlunun memleketini Melitea (Malatya)'yı zaptettiğini
anlatmaktadır." Malatya kralları az sonra Urartu hakimiyetine karşı
yeniden ayaklanmış, III. Sarduri (M.Ö. 765-733) de Melitea Kralı Sahu oğlu
Hilaruwata'yı mağlup ederek, şehrini yağma ettiği anlatılmaktadır.
Urartu egemenliği, Asur kralı III. Tiglat Psaser'in tahta çakışına kadar
devam etmiştir. Bu kral döneminde Malatya, M.Ö. 733'de yeniden Asur
Krallığına haraç veren beylikler arasına girmiştir. M.Ö. 722 yılında
Malatya Kralı Funzianu, Asur Kralı II. Sargon'a esir düşmüştür.
Bu
tarihte Asur Kralının Malatya'yı egemenliği altına aldığı, bir isyan
sonunda M.Ö. 713 yılında Malatya Kralı Tarhunaz'ı esir ettiği
anlaşılmaktadır. Kralı halkı ile birlikte Asur'a, Basra'ya sürgün ettiği,
Basra halkından bir kısmını da Malatya'ya getirerek yerleştirdiği
bilinmektedir. Malatya'ya Asurlu bir kral atadığını ve emrine 150 savaş
arabası, 1500 atlı, 20.000 yaya, 10.000 kalkan ve mızrak taşıyıcıları
verdiğini II. Sargon'un kitabelerinden anlamaktayız. Buraya atanan kralın
adı Mutallum'dur. Bu belgeye göre Malatya şehrinin o günkü nüfus ve
büyüklüğü ile önemi gözler önüne serilmektedir.
Asur
Kralı Sanherib (M.Ö. 705-681) döneminde Asur egemenliğinde olan Malatya,
Asar Haddon (M.Ö. 681-669) zamanında Asur egemenliğinden çekilmiştir.
Bundan sonra bölgede Med ve Perslerin hakimiyeti görülür.
MEDLER DÖNEMİ
Asurbanipal'ın (M.Ö. 669-631) ölümünden sonra, Asur'un ihtişamlı devri
uzun süre devam etmedi. Bu arada Med'ler, Keyaksar'ın (M.Ö. 625-585)
idaresinde güçlü bir devlet kurmuşlardır. Asur egemenliğinde bulunan Babil
prensliği de hürriyetine kavuşmak istiyordu. Babil prensliğinin başında
bulunan Nabupolassar, Asur aleyhine Med kralı Keyaksar ile bir anlaşma
yapmıştır. Aynı zamanda Kimmerler'de Med'lerle anlaşarak ittifak halinde
harekete geçtiler. Bu kuvvetler, M.Ö. 612'de büyük bir saldırı ile Asur
toprakları, Medlerle Babilliler arasında paylaşıldı. Anadolu toprakları,
Kızılırmak nehrine kadar MedIerin payına düştü. Batı Anadolu'da bulunan
Lidya devleti Medler'in Doğu Anadolu'da ilerleyişini endişe ile takip
ediyorlardı. M.Ö. 590 yılında Malatya civarında Fırat Nehrini geçen Med
ordusu Kızılırmak nehri yakınlarına kadar olan toprakları ele geçirdi. Med
kralı Keyaksar ile Lidya kralı Alyattes'in orduları M.Ö. 585 yılının 28
Mayıs'ında Kızılırmak Nehri kıyısında karşılaştılar. Savaş esnasında güneş
tutulması meydana geldiğinde her iki taraf, bunu uğursuzluk sayarak savaşa
son verdiler. Kızılırmak, iki taraf arasında sınır olarak kabul edildi.
Böylece Malatya bölgesi Medler'in hakimiyetine geçmiş oldu.
Med
devleti, askeri güce dayanan militer bir devletti. İstila ettiği
bölgelerde kalıcı bir yönetim sağlayamıyordu. İran'ın güneybatı
yaylalarında yaşayan Perslerin Ahameniş soyundan gelen II. Kiros, Med
yönetiminin içine düştüğü çelişkilerden yararlanmaya kalkıştı. Med kralı
Astiyağ'ın (M.O. 584-550) ordularını bozguna uğrattı. Kısa sürede
Kızılırmak Nehrinin doğu kıyısına kadar bütün Anadolu'ya egemen oldu.
Böylece Malatya yöreleri de Perslerin eline geçti.
PERSLER DÖNEMİ
Pers kralı I. Dareios (Daryus), (M.Ö. 522-485) ülkesinde düzenli bir
yönetim kurmak amacıyla ülkeyi 127 vilayetten oluşan 23 büyük Satrab'lığa
ayırdı. Malatya bölgesi, merkezi Kayseri (Mazaka) olan Kapadokya büyük
satrablığına bağlandı. Malatya yöresinde Med ve Pers egemenliğini yansıtan
anıt eserlere rastlanmamıştır. Bölge ekonomisinin can damarı olan Mazaka-Malatya
arasındaki yol, bu dönemde önem kazandı. Malatya; İran yaylasını Akdeniz'e
bağlayan ulaşım yolu üzerinde sosyal ve ekonomik ilişkilerin düğümlendiği
doğu ile batı arasında bir kent oldu.
Malatya, M.Ö. 4. yüzyılda Makedonya Kralı İskender ‘in Anadolu'yu ele
geçirmesinden sonra Perslerin idari sistemine dokunmadı. Bölgeye atadığı
komutanları ile Hellenistik kültürünün Anadolu'ya yayılmasını sağladı.
Malatya, bu dönemde Helen kültürünün etkisinde kalmıştır.
İskender'in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra bu büyük İmparatorluk, onun
komutanları ve satrabları arasında bölüşülmeye başlandı. Malatya bölgesine
ilk önce, İskender'in Kapadokya Satrabı Evmenes sahip çıktı. Ancak,
Evmenes M.Ö. 315'de komutan Antigonos'a yenildi. İskender'in Babil satrabı
Selevkos, uzun savaşlardan sonra Antigonos'u yenince İran, Irak ve Güney
Anadolu toprakları bu sefer onun egemenliği altına girdi. (M.Ö . 312)
Büyük Selökid devletinin temelleri atılmış oluyordu. Selevkos'un
Malatya'yı içerisine alan topraklarda da egemenlik kurması, ancak rakibi
Lizimakhos'u M.Ö. 281 'de yenilgiye uğratmasından sonra gerçekleşmiştir.
Selevkosların Malatya'da tahakkümleri bir yıl sürmüştür. Yöre insanının
isyanı sonucu Selevkoslar Malatya'yı terk etmek zorunda kaldılar. Aynı
zamanda Kapadokya Krallığı bölgede hakimiyeti ele geçirdi. Güney komşu
Selökidlerle iyi geçinmeye çalışan Kapadokya yönetiminin Malatya
bölgesindeki egemenliği daha güçlendi.
Kapadokya Krallığı, bir süre sonra "Sofen Presleri" diye anılan ve bugünkü
Harput yöresinde bağımsızlığını ilan eden prensIere boyun eğdi ve Malatya
yöresinin yönetimini bırakmak zorunda kaldı. (M.Ö. 212) Böylece bölgedeki
yönetim, tekrar Selevkosların eline geçmiştir. Bu yönetimden memnun
olmayan yöre haklı, kuzeyde bulunan Pontus Kralı Farmekes'in koruması
altına sığınmıştır. (M.Ö. 170) Malatya bölgesi uzun süre Pontus Krallığına
bağlı olarak kalmıştır.
Pontus Kralı Mitridates Evpator'un (M.Ö. 120-63), Pompeius komutasındaki
Roma ordusuna yenilmesinden sonra bölge, merkezi Kelkit ırmağı kıyısındaki
Kabira olan Roma eyaletinin sınırları içine alındı. (M.Ö. 66)
ROMA DÖNEMİ
Roma ordularının uğrak yeri haline gelen Malatya; kuzeyi güneye, doğuyu
batıya bağlayan bir düğüm noktası üzerinde bulunuyordu. Fırat nehrinin
doğu ile batıyı birbirinden ayırması, buranın önemini daha da artırmıştır.
Bu bölgeye Romalılar iki Legionu (lejyon) yerleştirmişlerdir. Bu
lejyonlardan biri Melitene'ye (Malatya) gönderilerek görevlendirilen
lejyon XII. Fulminita'dır. Diğeri ise Samosata (Samsat-Adıyaman)
gönderilen lejyon XVI. Flavia'dır. Roma'nın .30 lejyonundan ikisini Fırat
kıyısına yerleştirmesi bölgenin önemini gözler önüne sermektedir.
Melitene'de yerleştirilen 12. lejyon doğudaki Roma'nın en önemli askeri
bir üssü olmuştur. Bu lejyonlar bölgede asayişi sağlayarak, Karadeniz'den
Zaugma'ya kadar uzanan doğu hudutlarının bekçisi olmuştur. Romalıların 12
Lejyonu buraya yerleştirmelerinin sebebi; buranın önemli bir yol
kavşağında olması, Fırat'ın burada geçit vermesi, su kaynaklarının ve
yiyecek depolarının bol olmasındandır. 12. lejyonun Malatya'da
yerleştirilmesi ile Aslantepe'de bulunan şehrin yeri değiştirildi. Buranın
4. km. kuzeyine bugün Battalgazi ilçesi adı verilen yere kuruldu. Şehrin
etrafı surlarla çevrildi. Şehir surları (M.S. 98 -117) Traianus döneminde
yapılmıştır. Traianus zamanında, Melitene, Part'lara karşı önemli bir
sınır üssü olmuş, askeri yolları geçtiği bir geçit noktası haline
gelmiştir.
Romalılar döneminde sınır şehri olma özelliğini taşıyan Melitene 'ye komşu
devletler tarafından sürekli saldırılmıştır. Savaşlar sebebiyle yıpranan
şehir surları, İmparator Constantius (M.S. 363) zamanında tamir
ettirilerek genişletilmiştir. Bütün Roma ülkesinde olduğu gibi,
Melitene'de de huzursuzluk ve isyanlar artmış, şehir sürekli el
değiştirmiştir. Daha sonra Pers Kralı Sapor'u Bizans İmparatoru Valens
yenerek bölgede Roma nüfuzunu yeniden sağlamıştır.
Romalılar tarafından askeri bir karargah olarak kullanılan Malatya'da o
döneme ait eserler tahrip olduğundan günümüze ulaşamamıştır. Ulaşabilen
kültürel buluntular ve kalıntılar Malatya müzesinde sergilenmektedir.
Theodosius Magnus, (M.S. 379-382), 395'te imparatorluğu oğullan Arcadius
ve Honorius arasında bölüştürmüş. İmparatorluğunun doğusu Arcadius'a
düşmüştür. Malatya, İmparatorluğun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma
(Bizans) imparatorluğu içinde kalmış, bundan sonra da önemini
sürdürmüştür.
BİZANS DÖNEMİ
Doğu Roma yönetiminde uzun yıllar kalan Malatya, yine askeri bir üs olarak
kullanılmıştır. Bu süre içerisinde surlar, yeniden onarılmıştır.
Fulminatris lejyonu adı verilen askeri karargaha Bizanslılar "Likandos
adını vermişlerdir. Bizans İmparatoru Akil1eon (457474) Malatya'yı
İmparatorluğun 12. Temi olarak adlandırmıştır. 532 yılında imparator
Justinyanus zamanında şehir surları yeniden restore edilerek müstahkem
hale getirilmiştir. Bunun zamanında Malatya, bir eyalet merkezi
durumundadır. Bizanslılar, Malatya'yı Romalılardan daha çok
geliştirmişlerdir. Şehrin su ihtiyacı, bugün olduğu gibi Derme Suyu olarak
bilinen Gündüzbey su kaynaklarından karşılanmıştır. Yörede Gündüzbey,
Yeşilyurt, Yakınca, Banazı, Bostanbaşı ve Tecde adıyla bilinen yerleşim
merkezlerinin Bizans döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Çünkü bahsi geçen
yerlerde Bizanslılardan kalma mozaikli havuz ve ev kalıntılarına
rastlanmaktadır. Bunlardan birisi Tecde'de bulunan Zirai Araştırma
İstasyonu Meyve Fidanlığının bulunduğu, alanda olduğu tespit edilmiştir.
1985 yılında sözü edilen yerde yapılan havuz çalışmaları kazısı sırasında
7 adet altın Bizans sikkesine rastlanmıştır. Bunlar Malatya Müzesinde
sergilenmektedir. Bir diğeri ise Yukarı Banazı (Konak) köyünün Horata adı
verilen suyun yakınında bir üzüm bağının içindeki kalıntılardır
Öte
yandan şehir içinde ve çevresinde bulunan kale kalıntılarından şehrin
geniş bir alana yayıldığı ve Hiristiyanlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Şehir
ve çevresinde çok sayıda kilise ve manastır yaptırılmış, ancak bu mabetler
İslam-Bizans mücadelesi sırasında tahrip edilmiştir. Müslümanlar
tarafından yaptırılan cami ve mescitler, Bizanslarca aynı tarzda hareket
edilerek yıktırılmıştır.
Bizanslılar, Malatya'yı Sasani'lere karşı bir hudut şehri olarak
kullanmışlardır. 575 yılının sonbahar mevsiminde Sasanilerle Bizanslılar
arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani imparatoru 1. Hüsrev
yenilgiyi hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Uzun
süre Bizanslılar ve Müslüman Araplar arasında el değiştiren Malatya, Hz
Ömer zamanından itibaren halifelerin ülkesi ve Bizans toprakları birinden
ayıran bölgeye Avasım adı verilmiştir. İslam coğrafyacılarından İbn-i
Haykal ‘ın ifadesine göre bu avasım şehirlerinin (sınır, uç bölgelerin) en
bakımlısı ve büyüğü Malatya’dır. Malatya’nın strateji bakımından yolların
kavşağında bulunması, önemli dağ geçitlerinde bulunması İslamların bu
şehre özel önem vermelerine sebep olmuştur. Anadolu'da Fırat'ın doğu kısmı
müslümanların ilk istilası sırasında ele geçirilmiştir. Emeviler devrinde
de bu fetih tamamlanarak Anadolu'nun güney bölümü olan Adana, Ceyhan ile
Fırat arasındaki topraklar müslümanların kontrolüne geçmiştir. Adana
bölgesinin merkezi Tarsus, Fırat bölgesinin merkezi Malatya olmak üzere
iki hudut valiliği kurulmuştur.
Anadolu'nun tamamen Türkleşmesine kadar Malatya, Bizans ve Müslüman
Araplar arasında paylaşılamayan bir merkez konumundadır. VII. yüzyıldan
itibaren sürekli Arap akıncılarının saldırısına uğramıştır. 1993 yılında
Battalgazi ilçesinde Belediye Hamam inşaatı hafriyatı sırasında ele geçen
7. Mikhael Dukas (1071-1078) dönemine tarihlenen altın sikkelerden
anlaşıldığı kadarıyla bu eserler Malatya'da Bizans döneminin sonu olarak
karşımıza çıkar.
İSLAM DÖNEMİ
Müslüman Araplar, Anadolu'ya yaptıkları seferlerle Malatya'yı birkaç defa
ele geçirmişlerdir. İyaz bin Ganem'in Habib bin Mesleme komutasında
Malatya üzerine gönderdiği Arap ordusu kenti aldı ise de burada fazla
kalamadı. Karşı saldırıya geçen Bizanslılar kenti geri aldılar.
Suriye valisi Muaviye, Habib bin Mesleme'yi yeniden Malatya üzerine
gönderdi. 656 yılında kenti alan Mesleme, buraya askeri birlikler
yerleştirdikten sonra yönetimi kendi atadığı bir valiye bıraktı. Muaviye
(661-680) bu kente gelerek bir zaman kaldı ve asker sayısını artırdı.
Kenti İslamlaştırmak gayesiyle Irak ve Suriye'den Müslüman halkın bir
kısmım Malatya'ya getirerek yerleştirdi. Bu dönemde Malatya bizanslılara
karşı yapılan yaz seferlerinin üssü durumuna getirilmiştir.
Hz.
Ali ile Muaviye taraftarları arasındaki mücadeleler zamanında müslümanlar,
Anadolu seferlerini ihmal etmiş, Emevilerin hilafeti ellerine geçirdikten
sonra Hz. Ali tarafından Abdullah İbn-i Zübeyr’in isyanı üzerine
Malatya’ya yerleştirilen halk şehri terk etmiştir. Bu fırsattan yararlanan
Bizanslılar Müslüman halkın ve askerlerin çekilmiş olduğunu görerek
Malatya'yı yeniden zapt ettiler. Şehrin kalesini yıkıp, Müslüman halkı
kılıçtan geçirdiler. Şehre Rum, Ermeni , Aramice konuşan ve kendilerine
Nebatiler denilen halkı yerleştirmişlerdir.
Emeviler döneminde Halife Ömer bin Abdülaziz (717-720) kaçmakta olan
Darende halkını Malatya'ya yerleştirdi. Cavana bin El Haras'ı buraya
vali olarak atadı. 740-41 yılında Askivaş komutasındaki Bizans Ordusu
Malatya üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında halk, kent kapılarını kapayarak
Halife Hişam'dan (724-743) yardım istedi. Bunun üzerine Bizanslılar
çekildilerse de Halife Hişam Malatya'ya geldi, şehir onarılıncaya kadar
buradan ayrılmadı
Şehre
vali olarak atanan Melih İbn-i Sebeb ve yanında seferlerde bulunan
Abdullah El Battal Bizanslıların elinde bulunan Synada şehrini
kuşatmışlardır. İslam orduları Pelezaium adı verilen yerde ağır bir
yenilgiye uğramışlardır. Bu savaştan üç sene sonra 740 tarihinde Abdullah
El Battal, Eskişehir yakınlarında Akronion önünde yapılan savaşta şehit
düşmüştür. Aynı tarihte Malatya'da Bizans - Arap çatışmalarında
Battalgazi'nin silah arkadaşı Abdulvahap'ın da şehit düştüğü
sanılmaktadır.
755
tarihinde Bizans İmparatoru V. Konstantinos tarafından yakılıp yıkılan
Malatya, aynı tarihte Salih bin Ali bin Abdullah komutasında saldırıya
geçen İslam ordusu, V. Konstantinos komutasındaki Bizans ordusunu yenerek
şehri yeniden ele geçirmişlerdir. Abbasi Halifesi El Mansur (754-775),
yeğeni İmam Abdulvahap bin İbrahim'i Malatya valiliğine atadı. Vali, 757
yılında Hasan bin Kahtaba komutasındaki kuvveti ile gelerek Malatya'yı
yeniden onarttı. Onarımı tamamlanan Malatya'ya 4.000 kişilik kuvvet
bırakarak buradan ayrıldı.
Halife Harun El Reşit (786-809) döneminde Malatya'ya karşı yapılan bir
Bizans saldırısı püskürtülmüş ve şehir tahkim edilmiştir.
Halife el Memun döneminde (813-833) oğlu Abbas Malatya'yı üs durumuna
getirerek Bizanslılar üzerine saldırılar düzenledi. Bizans İmparatoru
Theophilos, 837 yılında Doğanşehir ve Malatya üzerine saldırıya geçerek
yöreyi yakıp yıktı. 838 yılında Halife El Mutasım'ın (833-842), Ebu Said
Muhammed bin Yusuf komutasında Bizanslılara karşı çıkardığı Arap ordusu
başarılı olamadı. Türk Asıllı Afşin ve Arap asıllı Abdullah bin Mervan El
Akta komutasındaki İslam ordusu Malatya halkının da yardımıyla Bizans
ordusunu bozguna uğrattı. Ancak 841 yılında Bizans orduları, şehri yeniden
ele geçirdiler. 9. yüzyılın ortalarına doğru Malatya'nın batı ve kuzey
yörelerinde yerleşmiş bulunan Pavlikiyenler Bizanslılara karşı
ayaklandıklarından Malatya Valisi Ömer bin Abdullah bin El Akta onları
destekledi. 863 yılında Anadolu içlerine bir sefer düzenledi. 3. Michael
(842-867) Petronas komutasındaki Bizans ordularınca ağır yenilgiye
uğratıldı. Komutan Ömer bin Abdullah El Akta bu savaşta şehit düşmüştür.
I.
Basileios (867-886) zamanında Bizans ordusu Darende ve Doğanşehir'i
alarak, buraları yakıp yıktılarsa da Malatya'yı ele geçiremediler.
Bizanslılar, kuşatma sırasında ağır kayıplar verdiler. İmparator esir
olmaktan zor kurtuldu. 917 yılında Arap komutanı Munis El Muzaffer
Malatya'dan İç Anadolu üzerine bir sefer düzenledi. Bu seferi 923 yılında
Muhammed bin Nasır, yaz ve kış seferlerinden başarı kazanması üzerine
Bizanslılar 926-927 yıllarında Kurkuas komutasındaki bir ordu ile karşı
saldırıya geçtiler ve Malatya yöresini yağmaladılar. Malatya valisi oğlu
Ebu Hafs ile komutanı Ebul Aşaş'ı Kurkuas'a göndererek Bizans egemenliğini
kabul etti.
Musul
Hamdani emiri Nasr üd- Devle El Hasan 'nın (929-962) amcası Said üd-Devle
Malatya'ya sefer düzenleyerek şehri Bizanslılardan geri aldı. 934 yılında,
Kurkuas, Malatya'yı yeniden alarak surların tümünü yıktırıp, kenti
savunmasız bıraktı.
Bunu
izleyen yıllarda Hamdani Su1tanı Seyf üd-Devle Ali (945-967) birkaç defa
Malatya'yı istila etti. 961-962 yılında komutanlarından Naca,
Bizanslılarla çarpışarak 18 gün boyunca şehri yağmalayıp, yakıp yıktırdı.
Bizans İmparatoru II. Nikephor Focas, (963-969) Güneydoğu Anadolu ve
Suriye'yi ele geçirdikten sonra savunmasız durumdaki Malatya'yı yeniden
oturulur duruma getirmeye çalıştı. Suriye Yakubileri'ne haber salarak
Malatya'ya gelip yerleşmelerini istedi. 970 yılında Yakubilerden büyük bir
kısmı Malatya yöresine yerleşerek, Bizans egemenliği altında hayatlarını
sürdürmeye başladılar.
SELÇUKLULAR
DÖNEMİ
11. yüzyılda Türkler akın akın Anadolu'ya yöneldiler. Malazgirt zaferinden
önce Malatya 1057 yılında Türklerin eline geçti ise de Bizanslılar kenti
geri aldılar. I. İsaakios Comnenos (1057-1059) döneminde Türkler
Malatya'yı ele geçirip halkını tutsak ettiler. Kenti tekrar ele geçiren
Konstantinos Ducas (1059-1067), (1060-61) yıllarında Malatya'nın sur ve
hendeklerini yeniden yaptırdı. Ne var ki kent 1064 ve 1066'da kısa süreli
de olsa Türklerin eline geçmesine engel olamadı. Ancak kuşatma için
gerekli silahları olmayan Türkler, düzenli Bizans ordularıyla başa
çıkamayarak almış oldukları toprakları bırakıp, geriye çekilrnek zorunda
kalıyorlardı.
Bu
sırada Ortodoks Bizanslılarla Gragoryen ermenileri arasındaki anlaşmazlık
devam etmekteydi. Bizanslılar, 11. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu'yu
istila ederek, buradaki Ermenileri Fırat yöresine sürdürmüşlerdi. Aynı
yüzyılda başlayan Türk akınları yüzünden Ermeniler, güneybatıya doğru inip
Malatya, Maraş ve Urfa bölgesinde toplandılar. Ermeniler, kendilerine
zorla Ortodoksluğu kabul ettirmeye çalışan Bizanslılara düşmandılar. Bu
yüzden Anadolu'nun Türklere karşı savunulmasında Bizanslılara yardımcı
olamadılar. 1071 yılında Bizans İmparatoru N. Romanos Diogenes
(1068-1071), Türkleri Anadolu'dan atmak için büyük bir sefer düzenledi.
Malazgirt’ te savaş alanını topluca terk eden Ermeniler, Balkanlarda
Bizans Ordusuna dahil edilmiş olan Uz ve Peçenek Türkleri'nin AIparslan
safına geçmesiyle Bizanslılar'ın büyük bir bozguna uğramalarına sebep
oldular.
Bu
zaferle Bizanslılar'ın son direnme güçlerini kıran Türkler, hızla Anadolu
içlerine akmaya başladılar. Kendi aralarında başlayan saltanat
kavgalarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah kendilerine vilayetler verilmediği
için isyan eden şehzadeler ve başka beyler de kendi boylarıyla Anadolu’da
bir yurt tutmaya çalışıyorlardı. 1072 yılında Alparslan'ın ölümü üzerine
oğlu Melikşah (1072-1092) tahta geçti. Ama amcası Kavurd onun sultanlığını
tanımadı. Kavurd'un başlattığı ayaklanmayı bastıramayacağını anlayan
Malikşah, bu sırada Anadolu'nun fethiyle uğraşan Artuk Bey'i yardıma
çağırdı.
Artuk
Bey, 1073 yılında Anadolu'dan Melikşah'a yardım etmek amacıyla ayrıldı. Bu
arada saltanat iddiasıyla Alparslan'a karşı ayaklanmış olan
Kutalmışoğulları'ndan Süleyman Şah ile kardeşi Mansur, Konya'dan İznik'e
kadar olan bölgeyi ele geçirerek 1075 yılında merkezi İznik olmak üzere
Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurarak bağımsızlığını ilan etti.
Akın
akın gelen Türk göçlerinin Batı ve Orta Anadolu'da toplanmalarından
yararlanan, Ermeniler, doğuda birtakım prenslikler kurdular.
Bizanslılar'ın Malatya-Antakya hattını Türklere karşı korumakla
görevlendirdikleri Ermeni komutanı Filaretos, Malazgirt savaşından sonra
kendi hesabına hareket etmeye başladı. Frank komutanı Raimbaut ve
askerleri ile Toroslar'daki Ermeniler onun yönetimi altında birleştiler.
Böylece güçlenen Filaretos, 1074 yılında Bizans imparatoru 7. Michael
Ducas'ın Antakya valiliğine atadığı komutan İzak'ı bozguna uğratmaya
muvaffak oldu. Daha sonra Muş, Siirt yörelerinde Bizanslılar'a bağlı kalan
Ermeni Prensi Thomig ile çatışmaya girişti. Bu savaşlar sırasında Raimbaut
öldü ise de Thomig'i saf dışı bırakmayı başardı. 1077 yılında Urfa'yı
Bizans valisi Leon'un elinden aldığı gibi, Malatya'da yerleşen Ortodoks
Ermeni Gabriel'i de kendisine bağladı. Selçuklulardan çekinen Filaretos,
karısını Bağdat'a göndererek Melikşah'dan sağladığı bir fermanla
Malatya'da hakimiyetini perçinledi. Fırat boylarında ortaya çıkan Ermeni
Vasag'ı da 1079'da öldürten Filaretos, ardından Antakya'daki Rumlar'ı
ortadan kaldırdı. Böylece; Malatya, Maraş, Antakya ve Urfa yörelerini
içine alan oldukça büyük bir prenslik kurdu. Bu sırada Anadolu
Selçukluları güçlenmiş, sınırlarını genişletmeye başlamışlardı. Bu
durumdan kaygı duyan Filaretos, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah ile kurmuş
olduğu dostluğu devam etmekteydi. Süleyman Şah da, bu dostluğa karşı 1082
yılında doğu seferine çıkarak Kilikya yöresini kendisine bağladı. 1085
yılında Antakya seferine çıktığında Danişmendli Beyi Melik Danişmend Gazi,
Malatya üzerine yürüdü, ama kenti alamadı. Filaretos, Melikşah'ın
desteğini almak umuduyla Rey'e gitti. Bu gidişten bir sonuç elde edemedi
ve kısa bir süre sonra Maraş'ta öldü.
Süleyman Şah'ın 5 Haziran 1086 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın
komutanlarından Tutuş tarafından öldürülmesi üzerine oğulları Kılıç Arslan
ve Kulan Arslan'ın esir edilmeleri Anadolu Selçukluları'nı büyük bir
sarsıntıya uğrattı. Süleyman Şah bu sefere çıkarken yerine komutanlarından
Ebu'l Kasım'ı bırakmıştı. Bu suretle devletin çökmesini engelledi.
1092
yılında Melikşah'ın ölümü üzerine İran'dan kaçan I. Kılıç Arslan İznik'e
döndü. Onun yönetiminde Anadolu Selçukluları tekrar kısa sürede
toparlandılar. Melik Danişmend Gazi ise Malatya'yı ele geçirmek için plan
yapıyordu. I. Kılıç Arslan'ın kardeşi Kulan Arslan (Davud) Malatya'yı
kuşattığında Melik Danişmend Gazi'nin de şehirde gözü olmasından dolayı
oraya girerek Anadolu Selçukluları ile Ermeni Gabriel'i uzlaştırdı.
Danişmendliler, Malatya üzerine saldırmak için uygun bir ortam beklerken,
1. Kılıç Arslan 1095 yılında Malatya'yı kuşattı. Anadolu Selçukluları
Malatya'yı Danişmendlilerden önce ele geçirmek için kuşatmayı
yoğunlaştırdılar. Şehrin Ermeni ve Süryani halkı teslim olma yanlısı idi.
1. Kılıç Arslan, bazı ayrıcalıklar tanıyacaklarına söz vererek Süryani
patriğinin desteğini aldı ise de Gabriel onu öldürttü. Bunun üzerine,
Anadolu Selçukluları kenti savaşla almaya karar verdiler. Bu sırada, 1.
Haçlı seferinin başlaması 1. Kılıç Arslan'ın kuşatmadan vazgeçmesine sebep
oldu.
1.
Haçlı seferi sarsıntısı geçtikten sonra, Anadolu Selçukluları ve
Danişmendliler toparlandılar. I. Kılıç Arslan Bizanslılar'la uğraşırken,
Melik Danişmend Gazi 1098 yılında Malatya üzerine yürüdü, şehir surlarının
kuvvetli olması nedeniyle kuşatma uzun sürdü. Danişmendliler şehrin çevre
ile bağlantısını keserek, üç yıl beklediler. Muhasaraya yaz aylarında
devam edip, kışları tekrar Sivas'a dönüyorlardı. Uzun müddet
dayanamayacığını anlayan Gabriel, Antakya Prensi Bohemond'a elçiler
göndererek bir anlaşma sonunda, şehri ve güzelliği ile meşhur olan kızı
Morfia'yı kendisine vermeyi teklif etti. Bunun üzerine Haçlılar hemen
harekete geçtiler. Önce bunları sevinçle karşılayan Malatya'daki Ermeni
Halk, Haçlılar'ın yaptıkları yağma ve zulümler yüzünden, Danişmendlilerden
yana olmaya başladı. Melik Danişmed Gazi, Ermenilerin yardımı ile
Haçlılar'ı Malatya önlerinde pusuya düşürerek bozguna uğrattı. Başta ünlü
Haçlı Kontu Bhomod ve Richard gibi frank komutanları esir alındı (1100)
Niksar'da hapsedilen tutsakları kurtarmak için Avrupa'da yeni bir haçlı
seferi düzenlendi. Bunun üzerine, Danişmendliler Malatya'yı kuşatmaktan
vazgeçtiler. Gabriel de Urfa kontu Bautounin'i Malatya'ya çağırarak
himayesine girdi. 1101 yılında Anadolu'ya gelen Haçlı ordularını Anadolu
Selçuklu ve Danişmendli kuvvetleri yok ettiler. Melik Danişmed Gazi,
yeniden Malatya'yı kuşattı. Şehir kuşatılınca büyük bir kıtlık başladı.
Gabriel ve Rumlar, Süryani ve Ermenilerden şüphelendikleri için, onlara
zulüm ederek ve mallarına el koyarak bir çoğunu da öldürdüler.
Süryani halk Malatya Metropoliti Barsabuni'yi Gabriel'e gönderip, onu
barışa yaklaştırmak istedi. Bunu kendisine karşı bir tertip zanneden
Gabriel Barsabuni ile birlikte birçok ileri gelenleri öldürünce, askerler
ve halk gazaba gelerek ihanete mecbur oldular. Şehrin kapılarım
Danişmendlilere açarak askerlerin şehre girmesini sağladılar.
Melik
Danişment Gazi askerlerin şevkini arttırmak amacıyla, şehrin
zenginliklerinden kendilerine pay verileceğini söyledi. Şehir alınınca
ganimetler dağıtıldı. Bununla beraber kimseye dokunmayarak, halkın
evlerine ve işlerine dönmelerini sağladı. Bundan başka ülkesinden buğday,
öküz gibi zirai ihtiyaç maddeleri getirterek halka dağıttırdı.
Zindanlarda bulunan insanları hürriyetine kavuşturdu. Gabriel ve ailesi,
onun zulmüne uğrayan yerli Hıristiyanlar tarafından işkence ile öldürüldü.
Malatya, Danişmend Gazi Ahmet zamanında bir saadet ve bolluk ülkesi oldu.
I. Kı1ıç Arslan tarafından kuşatılan ancak, Haçlılar'ın İznik'i
kuşatmaları haberi üzerine bırakılan Malatya, artık Danişmend Gazi'nin
fethi ile (18 Eylül 1101) Türk beldesi olmuş, daha sonra da Selçuklular ve
Danişlmendliler idaresinde kalmıştır.
Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, öteden beri almak istediği
Malatya'nın Danişmendlilerin eline geçmesini iyi karşılamadı. Melik
Danişmend Gazi, Niksar'da tutuklu Haçlı komutanlarını fidye karşılığında
serbest bırakınca, Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler'in arası
açıldı. I. Kılıç Arslan 1103 yılında Danişmendliler üzerine yürüdü. Maraş
yöresindeki savaşta I. Kılıç Arslan üstün geldi. Melik Danişmend Gazi'nin
1105 yılında ölümünden sonra Anadolu Selçukluları Malatya'yı kuşattılar.
Kenti elinde tutan Melik Danişmend Gazi'nin oğlu Yağısıyan fazla
dayanamayacağını anlayınca kenti Anadolu Selçukluları'na teslim etti.
Büyük Selçuklu Sultam Mehmet Tapar (1105-1118), Anadolu Selçuklularının
büyük ilerleyişini kaygı ile izliyordu. Musul, iki devlet arasında savaş
çıkmasına sebep oldu. Büyük Selçuklu Sultam, Musul valiliğini Çökermiş'in
elinden alıp, Çavlı'ya vermişti. Çavlı, Çökermiş'i öldürünce Musul halkı
onun çocuk yaştaki oğlu Zengi'yi vali yaptı. Çavlı Musu1'u kuşattığında
kent halkı, Malatya'da bulunan I. Kılıç Arslan'a haber göndererek yardım
istedi. I. Kılıç Arslan, Çavlı'yı Nusaybin'de yendi ve Musu1'a geldi.
Kentin valiliğine oğlu Şahinşah'ı, komutanlığına da Bozumuş Bahadır'ı
atadıktan sonra, yeni güçlerle Musul üzerine yürüyen Çavlı'yı karşılamaya
hazırlandı. Savaşta çavlı üstün geldi. I. Kılıç Arslan da öldürüldü.
(1107) Musu1'u alan çavlı, Selçuklu şehzadesi Şahinşah'ı esir ederek
İran'a götürdü. Bozurnuş Bahadır, I. Kılıç Arslan'ın küçük oğlu Tuğrul
Arslan'ı Malatya'ya getirerek Sultan ilan etti. Konya ve yöresinin
yönetimini de Hasan bey üst1endi. 1110 yılında İran'dan kaçan Şahinşah,
Konya'ya gelerek tahta çıkıp Selçuklu 'ların yeniden toparlanmasını
sağladı.
1115
yılında, Büyük Selçuklu Sultanı Mehmet Tapar, Porsuk komutasındaki bir
orduyu Anadolu üzerine gönderdi. Artuklu beyi Necmeddin İl Gazi ve Malatya
Sultanı Tuğrul Arslan ve Atabek'i Belek Porsuk'u yenerek geri çekilmeye
zorladılar.
Bu
arada Anadolu Selçukluları arasında taht kavgaları başlamıştı. Şahinşah'ın
kardeşi Mesut, kayınbabası Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin'in yardımıyla
1116 yılında, Anadolu Selçuklu tahtını ele geçirdi. Bu sırada, Artuklular
ile Malatya Selçukluları, Franklara karşı savaşıyorlardı. Bunu fırsat
bilen Mengücük beyi İshak (1118-1142) Malatya Sultanı Tuğrul Arslan'a ait
Harput havalisine 1118 yılında bir akın yaptı. Bunun üzerine, 1119 yılında
Tuğrul Arslan'ın Atabey'i olarak bu bölgeyi idare eden Belek, Mengücüklü
beyliği üzerine yürüyerek Kemah bölgesini ele geçirdi. Trabzon Rum dükası
Konstantin Gabras'ın yardımını sağlayan Mengücük beyi İshak geri
döndüğünde, Tuğrul Arslan ve Atabeyi Belek, Danişmedli Emir Gazi
Gümüştekin ile onlara karşı bir ittifak yaptılar. Gümüşhane'ye balı Şiran
havalisinde (1120) yapılan savaşta Konstantin Gabras ile Mengücük beyi
İshak yenilerek esir düştüler. Emir Gazi Gümüştekin esirleri, Tuğrul
Arslan ve Belek'e danışmadan serbest bıraktığından, Danişmendliler ile
Selçuklular'ın arası açıldı.
1122
yılında Artuklu Beyi Necmeddin İl Gazi öldü. Yerine oğlu Hüsameddin
Timurtaş geçti ise de ülkenin asıl yönetimi Malatya Sultanı Tuğrul beyin
Atabey'i Belek'in elinde idi. Belek'in gücünden çekinen, Danişmedli Emir
Gazi Gümüştekin, Malatya Sultanı Tuğrul Arslan üzerine yürümeyi göze
alamıyordu. Ancak, Belek'in 1124 yılında ölümünden sonra, Danişmendli Emir
Gazi Gümüştekin Anadolu Selçuklu sultanı I. Mesud ile Malatya üzerine
yürüdü. Yöre bütünüyle işgal edildi ise de Malatya teslim olmadı.
Gümüştekin oğlu Muhammed'e kuşatmaya devam etmesini söyleyerek geri döndü.
Muhammed, Malatya yakınlarında Samanköy 'e yerleşerek kenti altı ayın
üzerinde kuşatma altında tuttu. Malatya'da kıtlık baş göstermesi üzerine,
Tuğrul Arslan Haçlılardan yardım istedi. Bu sırada Halep'i almaya çalışan
Haçlılar, yardımda geç kaldılar. Tuğrul Arslan annesini de yanına alarak
Minşar kalesine çekildi. Malatya'yı, yöreye gelmiş olan Gümüştekin'e
teslim etti. (1124)
Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud, kardeşi Tuğrul Arslan'ı böylece saf
dışı bıraktıktan sonra Malatya'yı Emir Gazi'ye terk etti.
Ancak, Ankara, Kastamonu yörelerine hakim olan kardeşi Melik Arap,
babasına ait olan beldenin Danişmendliler'e verilmesine kızdı ya da bunu
bahane ederek topladığı kuvveti ile 1126 yılında I. Mesud 'un üzerine
yürüdü. Emir Gazi Gümüştekin, o sırada Artuklular'la uğraştığından, Sultan
I. Mesud yenildi. Bizans Imparatoru II. Yuannis Komnenos'dan yardım alarak
geri dönen I. Mesud kayınbabası Emir Gazi Gümüştekin ile birleşip Melik
Arap üzerine yürüyerek onu yendiler. Böylece Anadolu Selçuklu taht
kavgaları sona ermiş oldu.
1134
yılında Danişmend Gazi Gümüştekin öldüğünde, tahta büyük oğlu Melik
Muhammed geçti ise de, kardeşleri Ayn Ud Devle ile Yağan onun sultanlığını
tanımadılar. Melik Muhammed 1135 yılında Yağan'ı öldürttü, Ayn Ud Devle
Malatya'ya kaçtı fakat burada tutunamadı. Melik Muhammed, 1143 yılında
öldüğünde, Zunnun, Yunus ve İbrahim adlarındaki oğulları arasında taht
kavgaları çıktı. Bu kavgalara Melik Muhammed' in kardeşleri Yağıbasan ile
Ayn Ud Devle de karıştılar.
Daha
önce Malatya'dan ayrılmak zorunda kalan oğlu Ayn Ud Devle, Minsar kalesi
beyi Yunus ile birleşerek geri döndü. Kent halkı kendisini hükümdar olarak
tanıdı. I. Mesud ise Zunnun'u destekliyordu. Sultan ı. Mesud, Yağıbasan'ı
yendikten sonra 1143'te Malatya'yı kuşattı. Kuşatma, Bizanslılar'ın
saldırıya geçmesi üzerine kaldırıldı. 1144 yılında, şehri ikinci defa
kuşatan I. Mesud, Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos'un saldırması
üzerine kenti yine alamadı.
Ayn
Ud Devle 1152 yılında ölünce yerine çocuk yaştaki oğlu Zulkarneyn geçti.
Sivas'ta hüküm süren Yağıbasan, Zulkarneyn ile I. Mesud'a karşı ittifak
yaptılar. Selçuklular'ın Sivas'a yürümesi üzerine, bağışlanması için
ricada bulundu. Yağıbasan'ı böylece saf dışı bırakan I.Mesud, Malatya
üzerine yürüdü, direnemeyeceğini anlayan Zulkarney, Selçuklu egemenliğini
tanıdı.
1155
yılında I. Mesud ölünce, yerine oğlu II. Kılıç Arslan geçti. Sivas Emiri
Yağıbasan, Kayseri Emiri Zunnun ile Malatya Emiri Zulkarneyn, onun
sultanlığını tanımadılar. Selçuklu tahtına, Ankara-Çankırı emiri
Şahinşah'ı geçirmek için ayaklanan ittifak güçlerine yenilen II. Kılıç
Arslan, yardım almak umuduyla Bizanslılara sığındı (1162) Bizanslılardan
aldığı yardımla geri dönen II. Kılıç Arslan, Artuklu Kara Arslan, Mardin
Emiri Necmeddin Alp'i, Dilmaçoğlu beyi Fahrettin Devlet Şah da ona
katıldılar. II. Kılıç Arslan batıdan, öbürleri doğudan saldırıya geçince,
Yağıbasan kaçmak. zorunda kaldı. (1163) II. Kılıç Arslan, bundan sonra
Malatya'yı ele geçirmeye çalıştı. Malatya Emiri Zulkarneyn (1162) de
ölmüş, yerine oğlu Melik Nesrettin Muhammed geçmişti. Ancak kardeşi
Feridun onu tahttan indirdi. Nasrettin Muhammed de II. Kılıç Arslan'a
sığındı.
Anadolu Sulçukluları bu karışık ortamdan yararlanarak 1171 yılında
Malatya'yı kuşattılar. Fazla direnemeyeceğini anlayan Ferudun kentten
ayrılarak, II. Kılıç Arslan'ın rakibi atabey Nureddin Mahmut'un yanına
sığında. Nureddin Mahmud, Anadolu Selçuklularına karşı savaşı
hazırlandığından, 2. Kılıç Arslan kuşatmadan vazgeçti. Malatya yöresinden
12.000 kişiyi sürgün ederek Kayseri'ye döndü. Nureddin Mahmut 1174 yılında
ölünce, Anadolu Selçuklularının yanında bulunan Melik Nesreddin Muhammed
gizlice Malatya'ya girdi. Kardeşi Feridun'u öldürdükten sonra kente hakim
oldu. (15 Şubat 1175) Oteden beri Malatya'yı almak isteyen Anadolu
Selçukluları 1178 yılında kenti kuşatınca Nasriddin Muhammed Harput ‘a
kaçtı ve Malatya Anadolu Selçuklularının eline geçti.
II.
Kılıç Arslan (1186) yılında ülkesini, yaşlandığı için sağlığında onbir
oğlu arasında paylaştırdı. Malatya, Muizeddin Kayserşah'ın payına düştü.
Kısa bir süre sonra kardeşler arasında taht kavgaları başladı. Sivas Emiri
Kutbeddin Melikşah, Konya'yı ele geçirip, kendisini veliaht ilan ettirdi
ve öbür kardeşlerini saf dışı bırakmaya çalıştı. Baskıdan bıkan Malatya
Emiri Muizeddin Kayserşah, 1191 yılında Selahaddin Eyyubi'ye sığındı. Onun
desteğini sağladıktan sonra Malatya'ya dönebildi. Kutbeddin Melikşah bu
defa Kayseri Erniri Nureddin Sultanşah'ı safdışı etmeye karar vermiş, II.
Kılıç Arslan'ı da kendisine katılmaya zorlamıştı. Kayseri'nin kuşatılması
sırasında, Kutbeddin Melikşah'ın baskılarından bıkan II.Kılıçaslan
Nureddin Sultan Şah'ın yanına kaçtı. Bunun üzerine Kutbeddin Melikşah geri
dönerek Konya'da Sultanlığını ilan etti. II. Kılıç Arslan, Nureddin Sultan
Şah'ın saltanat hırsı ile yaptığı baskılar yüzünden, Uluborlu Emiri
Gıyaseddin Keyhüsrev'in yanına gitti. Onu kendisine veliaht yaparak
Konya'yı ele geçirdi. II. Kılıç Arslan, 1192 yılında öldüğünde yerine I.
Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Ancak, 1196 yılında Konya'yı alan Tokat Emiri
Süleyman Şah, Anadolu tahtına çıktı, I. Gıyaseddin Keyhüsrev de
Bizanslılardan yardım almak üzere İstanbul'a gitti. II. Süleyman Şah,
ülkede birliği sağlamaya çalıştı. 1200 yılında Malatya'yı ele geçirdi.
Malatya Emiri Muizeddin Kayserşah, Eyyubilere sığınmak zorunda kaldı.
1205
yılında, II. Süleymanşah öldüğünde yerine çocuk yaştaki oğlu III. İzzettin
Kılıç Arslan geçti. 1196 yılında tahtı II. Süleymanşah'a kaptıran 1.
Gıyaseddin Keyhüsrev geri dönerek Konya'yı aldı ve Sultanlığını ilan etti.
Oğullarından İzzettin Keykavus'u Malatya'ya Alaaddin Keykubat'ı Tokat'a,
Celaleddin Keyferudun'u Koyulhisar'a Emir olarak atadı.
Gıyaseddin'in 1211 yılında ölümünden sonra yerine büyük oğlu Malatya emiri
İzzettin Keykavus geçti. Kardeşi Alaaddin Keykubad onun Sultanlığını
tanımayarak, ayaklandı, sonuçta yenildi. Malatya civarında bulunan Masara
(Minşar) ve bilahare de Kezirpert kalesine hapsedildi. I. İzzettin
Keykavus'un 1220 yılında ölümünden sonra yerine, I. Alaaddin Keykubat
geçirildi. Keykubad, Malatya şehir surlarını onartarak, kentin savunma
gücünü arttırdı. Şehri imar eden Keykubad'ın en önemli eserlerinden biri
de 1224 yılında yapılan ve Anadolu Büyük Selçuklu Mimari geleneğini temsil
eden tek eser Malatya Ulu Camii (Eski Malatya-Battalgazi) dir.
Keykubad, Fırat boylarında 1226 yılında yeni fetihlere girişti. Adıyaman,
Kahta ve Çemişgezek kaleleri sultana tabi olmuştur. Kış yaklaştığında,
Malatya'dan ayrılarak Antalya'ya hareket etmiştir. Alaaddin Keykubat
yerine İzzettin Kılıç Arslan'ın geçmesini istiyordu. Ancak, 1237 yılında
öldüğünde, dönemin veziri Sadettin Köpek, hile ile II.Gıyaseddin
Keyhüsrev'i başa geçirdi.
Anadolu Selçuklularının hizmetinde bulunan Harzemşahlı beyler, bu durumu
kabullenemediler. II. Gıyaseddin, Harzem beylerinin ve askerlerinin
başında bulunan Kayırhan'ı hapsettirdi. Kayırhan'ın hapiste ölümü üzerine
Harzernşahlılar, batı ve orta Anadoluyu terk ederek, Malatya'ya doğru
hareket ettiler. Masara veya Arapgir yolundan Fırat Nehrini geçtiler, yol
üzerinde bulunan bütün vilayetleri yağma ettiler.
Bu
durumda telaşa düşen II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kemalettin Kamyar'ı merkez
ordusunun komutanlığına tayin edip, Harzemleri geri döndürmek maksadıyla
gönderdi. Kemalettin Kamyar Malatya'ya geldiğinde vilayetin subaşısı olan
Seyf Üd Devle Er Tokuş'u onları takiben Harput'a yolladı. O da Harput
Subaşısı Seyfettin Bayram ile birlikte Harzemlilerin de anlaşmaya
yanaşmamaları sonucu savaş başladı. Onlar Seyfeddin Bayram'ı bazı
askerleri ile öldürdüler, Seyf Üd Devle Er Tokuş'u da esir ettiler. Yöre
büyük zararlar gördü. Moğol istilasının yaklaştığı sırada Harzemşahları
kaybetmek, devletin direnme gücünü büyük ölçüde azalttı. 1240 yılında Baba
İshak'ın emri üzerine Türkmenler, sığır, koyun ve diğer mallarını satıp
silah satın aldılar; cihad ilanı Türk kabile ve obaları arasında
yayılınca, Türkmenler her köşeden karıncalar gibi İsyan'a başladılar, kısa
sürede bu isyan büyüyüp genişledi. .
Malatya Subaşısı Muzaffereddin Alişir, ayaklanmayı bastırmaya çalıştıysa
da büyük kayıplar vererek bozguna uğradı. Malatya'ya dönen Muzaffereddin
Alişir, yeniden asker toplayarak ayaklananların üzerlerine yürüdü, fakat
yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı. Devlet bu ayaklanmayı güçlükle
önleyebildi.
Selçukluların bu durumunu gören Moğollar, kararsızlarından sıyrılıp,
Anadoluya saldırıya geçtiler. 1243 yılındaki Kösedağ Savaşında Selçuklular
yenilgiye uğrayınca, Sultan II.Gıyaseddin Keyhüsrev, Tokat'a kaçtı.
Kösedağ bozgunu üzerine, Malatya subaşısı Reşideddin, yanına adamlarını ve
değerli eşyalarını alarak Malatya'yı terk etti. Yöneticisiz kalan
Malatya'da Müslüman ve Hiristiyan halk, anlaşıp kent surlarına ve
kapılarına muhafızlar görevlendirerek Malatya 'yı dış saldırılardan
korudular. Ancak, Moğol isti1ası ürünlerin toplanmasına engel olmakta idi.
Moğollarla anlaşma yapıldı ve kentin subaşısı Reşideddin geri döndü. Bu
sırada Yasavur Noyan komutasındaki bir Moğol ordusu, Halep'ten sonra
Malatya önlerine geldi.
Moğollar surların dışında kalan halkı öldürüp, ürünleri yaktılar. Subaşı
Reşideddin, kent halkından 40.000 Altın toplayarak Moğollar'a verdi ve
onların Azerbaycan'a dönmelerini sağladı. Moğolların ayaklanmasından sonra
Malatya'da kıtlıkla birlikte veba salgını baş gösterdi.
1256
yılında Baycu Noyan, Anadolu seferine çıktı. II. İzzettin Keykavus'un
Bizanslılara sığınması üzerine, 4. Kılıç Arslan Anadolu Selçuklu tahtında
rakipsiz kaldı. 1257 yılında Baycu Noyan'ın Azerbeycan'a gitmesinden sonra
geri dönen II. İzzettin Keykavus tahtı ele geçirdi. II. İzzettin Keykavus,
Şerafettin Ahmed'i Malatya'ya gönderdi. Moğollara yenilmesi üzerine
yerine, cüssesi küçük zekası ve cesareti yüksek Ali Bahadır'ı Malatya'ya
gönderdi. Büyük bir kıtlık geçiren ve buğdayın bir yükü 120 dirheme
satılan Malatya'da halk Ali Bahadır'ı iyi karşılayarak, Sultan İzettin'in
hakimiyetini kabul ettiler. Onun otoritesi ile yollar açıldı ve kıtlığa
son verildi. Ancak, Baycu Noyan, Malatya üzerine yürüyünce, Ali Bahadır
Kahta'ya kaçtı. Baycu Malatyalılara Kılıç Arslan'ın saltanatını tanımaları
için yemin ettirdi ve şehrin altınlarını toplayarak, Bağdat muharasına
giderken, Kılıç Arslan'ın emirlerinden Fahrettin Ayaz'ı Malatya valiliğine
tayin etti. Baycu, 1258 yılında Anadolu'dan ayrılınca, Ali Bahadır Malatya
önlerine geldi. Ettikleri yemine bağlı kalan Malatya halkı, Moğol
istilasından da korktuğu için kentin kapılarını kapalı tuttular. Ancak,
baş gösteren açlık yüzünden açmak zorunda kaldılar.
Ali
Bahadır, Kılıç Arslan yanlısı Fahrettin Ayaz ile iğdiş başı Muin'i
öldürttü. Ali Bahadır Moğollar'ın ilerlediğini öğrenince Malatya'yı terk
edip, Sultan İzzettin'in yanına döndü.
Ülke
karışıklıklar içinde bunalmıştı. Moğol baskısı giderek artıyor,
Anadolu'daki Türkmen boyları da fırsat buldukça ayaklanıyorlardı. İlhanlı
hanı, Ocayto, Anadolu üzerindeki İlhanlı egemenliğinin çökmekte olduğunu
görünce 1314 yılında Emir Çoban'ı Naib tayin eylemişti. Olcayto için Haraç
toplayan Mardu ve Cemaleddin, Malatya halkına sürekli baskı uyguladılar.
Tecavüze uğrayan Malatya 'lılar bu mülkün 170 yıldan beri kendilerine ait
olduğunu, Selçuklu sultanlarının verdiği beratların ellerinde bulunduğunu
söyleyerek acı acı yakınıyorlardı.
Halep
Memlük Emiri Seyfettin Tengiz, ordu ile Malatya'ya varınca Cemalettin
Hızır, kentin ileri gelenleri ile birlikte onu karşıladı ve bağışlanmaları
dileğinde bulundular. Seyfettin Tengiz tarafından affedilen Malatya halkı
askerlerin şehri yağmalamalarına müsaade etmemek için kapıya bırakılan
muhafızları dinlemeyerek şehre girdiler.
Selçuklular devrinde Malatya, sanayi ve ticareti ileri, zengin bir
şehirdi. Burada kumaş dokuyan tezgah miktarı 12.000 ile 19.000
arasındaydı. İşte Memlük askerleri bu zengin şehri yağmalamaya başladılar.
Müslüman Hiristiyan farkı gözetmeksizin kıymetli eşyalarını alarak esir
ettiler. Bununla beraber dönüşte müslüman esirleri serbest bıraktılar.
Memlükler kentten ayrıldıktan sonra Emir Çoban, Malatya'ya gelip düzeni
sağladı. Yakılıp yıkılan yapıların onarılmasını emretti. Malatya'nın
müdafaası için de 2000 süvari bıraktıktan sonra, 1315 te Tebriz'e dündü.
1318 tarihinden sonra da Anadolu Selçuklu Devleti tarihe karıştı.
BEYLİKLER
DÖNEMİ
1317 yılında, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır döneminde, Emir Çoban
büyük güç kazandı. Oğlu Timurtaş'ı Anadolu valiliğine atadı. 1327'de Emir
Çoban'ın ölümü ile Timurtaş yerine vekil olarak Alaaddin Eratna Bey'i
bırakarak Memlüklüler'e sığındı. Eratna Bey, 1338 yılında Memlüklülerin
egemenliğini tanıdıysa da 1340 yılında bağımsızlığınıilan etti.
Bu
sırada, Elbistan ve Maraş yöresinde büyük kitleler halinde toplanmış olan,
Oğuzların Bozok kolundan Dulkadir Türkmenleri, 1339 yılında Memlük1üler'e
bağlı olarak Dulkadir Beyliği'ni kurdular. Zeynettin Karacabey, 1340
yılında Memlük1ü Sultanı Melik Nasriddin Muhammed tarafından, Türkmen
beyliğine ve Elbistan valiliğine atandı. 1348 yılında Memlüklülere isyan
eden Zeyneddin, Melik Zahir unvanını alarak bağımsızlığını ilan etti.
Memlüklüler'in üzerine yürümesiyle Karacabey, Eratna beyi Mehmet Bey'e
sığındı, Mehmet bey de onu Memlüklülere teslim etti. Karacabey'in yerine
Elbistan valiliğine atanan Halil bey kısa sürede Malatya, Maraş ve
Harput'u ele geçirdi. Dulkadiroğulları'nın güçlenmesinden kaygı duyan
Memlük Sultanı Seyfettin Berkuk, 1386 yılında beyliğin başına Sülibey'i
geçirdi.
Kadı
Burhanettin'in 1398 yılında Akkoyunlu Karayülük Osmanbey tarafından
öldürülmesinden sonra Yıldırım Bayezit, Malatya ve Elbistan'ı ele
geçirmeyi planladı. Memlük sultanı Berkuk'un ölümü ile yerine geçen
Ferec'in küçük yaşta olması ve devlet adamları arasında çıkan
anlaşmazlıklar Yıldırım Beyazıt'a aradığı. fırsatı verdi. Memlüklüler'den,
Malatya'nın kendisine verilmesini isteyen Beyazıt, isteği reddedilince
1399 yılında şehri kuşatarak Malatya'yı ele geçirdi. Darende de . bu
tarihte Osmanlılar tarafından alındı. Beyliğin başına Nasıreddin Mehmet
bey geçirildi.
Bu
sırada, Anadolu'da Timur istiası başlamıştı. Timur'a karşı bazı düşmanca
davranışlarda bulunan Nasıreddin Mehmet, Memlüklülere bağlılığını
gösterdi. Ancak, 1401 yılında Timur'un Malatya'yı yakıp yıkması üzerine
Timur'un egemenliğini kabul etti. Memlüklüler'le anlaşarak Timur'a karşı
birlikte hareket etmek istediyse de Malatya'yı ele geçiren Osmanlılar'a
kızgın olan Memlüklüler teklifi kabul etmediler. 1402 Ankara savaşında
Osmanlılar'ın yenilmesi üzerine, Anadolu'da beylikler yeniden canlanmaya
başladı. Daha sonra Dulkadiroğulları beyliği yüzünden Memlüklülerle
Osmanlılar arasında sürekli çatışmalar oldu. Hersek Zade Ahmet Paşa ile
Hadım Ali Paşanın komutasındaki Osmanlı ordusunun Memlüklüler'e yenilmesi
üzerine, Dulkadiroğlu Ala Üd-Devle (1479-1515) Osmanlılara karşı düşmanca
bir tutum içerisine girdi. Çaldıran Savaşı'ndan sonra (1515) Yavuz Sultan
Selim, Sadrazam Hadım Sinan Paşa'yı Dulkadir beyliği üzerine gönderdi.
Dulkadir beyi Ala Üd Devle, Turna Dağı Savaşı'nda yenilerek dört oğlu ile
birlikte öldürüldü. Beyliğin başına Şahsuvar Bey'in oğlu Ali Bey, Osmanlı
Hükümdarı adına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi.
Böylelikle 1515 yılından itibaren Malatya, Osmanlı hakimiyetine geçmiş
oldu. Şahsuvar oğlu Ali Bey'in 1521 yılında ölümünden sonra
Dulkadiroğulları'nın toprakları Beylerbeyliği olarak Osmanlı topraklarına
katıldı.
OSMANLILAR
DÖNEMİ
Malatya, 1515 yılından itibaren Osmanlı yönetimi altında huzur içerisinde
yaşadı. 1577 yılında Suriye'de, Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah
İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklandı. Malatya yöresindeki
Türkmenlerin de ona katılmasıyla sayıları 50.000'i aşan asiler, Kırşehir
yöresine kadar ilerlediler. Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı güçlükle
bastırdı. 1582 yılından sonra İran'la yapılan savaşlar Anadolu'da
karışıklıkları daha da arttırdı. Malatya ve Sivas yöresinde ayaklanan
Kiziroğlu Mustafa, adamlarıyla buraları haraca bağladı. Onun ölümünden
sonra adamları, Malatya'dan Niğde'ye kadar yayılarak ayaklanmalarını
sürdürdüler. 1582 yılında, İran'la yapılan anlaşma sonrasında Anadolu
askerlerinin büyük bölümü yurtlarına döndü. Osmanlı Devleti bundan sonra
Calalileri (asileri) cezalandırma yoluna gitti. Malatya yöresindeki
asilerin bir kısmı yakalanarak cezalandırıldı. Geri kalanlar ise
ayaklanmalarını sürdürdüler.
1596
yılında Kiziroğlu Mustafa'nın adamlarından Kelp İlyas oğlu Ali, Malatya'da
idi. Onun ve ünlü asilerden Karayazıcı'nın merkezi yönetimle olan
çatışmaları, Malatya yöresine büyük zararlar verdi.
Sivas
beylerbeyi Alacaatlı Ahmet Paşa, halka zulümkâr davrandı. Emri altındaki
askerler her yeri yağmaladılar. Arapgir kadısı Taret Efendi'nin İstanbul'a
gönderdiği 1603 tarihli mektuplar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.
Bunlara göre Malatyalı Zeynel Bey, Arapgir sancağının Alacaatlı Ahmet Paşa
tarafından kendisine verildiğini ileri sürerek, 600 askerle Arapgir'e
gelmişti. Kasaba halkı bunları kabul etmemiş, çıkan çatışmada asiler,
halktan 200 kişiyi öldürmüşlerdir. Bu sırada yine Alacaatlı Ahmet
Paşan'nın adamlarından Kayserili Bali Ağa, müfettişlik taslayarak
Arapgir'e geldi, Malatya'lı Zeynel Beyle birleşerek kasabayı haraca
bağladı. Arapgir'de 40 gün kalan asiler 300'den fazla evi yıkıp, yakacak
olarak kullandılar. Zeynel Bey'in ayrılmasından sonra, Arapgir bu defa da
Gerger'de oturan Başı Büyük Hamza Bey ile Kethudasının saldırısına uğradı.
Başıbüyük oğlu Hamza bey, 700 zorba ile kasabayı basıp halktan 100 kişiyi
öldürdü, Arapgir halkı evlerini bırakıp dağlara kaçmak zorunda kaldı.
Kasabada üç aydan fazla kalan Hamza Bey, her yeri yağmalayarak yöre
köylerinden topladığı 40.000 hayvanı Gerger'e gönderdi. Dağlara kaçan
halkın bir bölümünü de yakalatarak soydu.
Bu
dönemden sonra Malatya'da yer yer ayaklanmalar olduysa da Osmanlı'ya bağlı
olarak huzurlu bir yönetim oluşturulmuştur.
XIX.
yüzyılın başlarında, Malatya kenti harap bir durumdaydı. Yılın yaklaşık
4/3'ünü bağlarda geçiren halk, bu yörelerde yerleşme eğilimindeydi. Kent
de bu sebepten dolayı gelişemiyordu. 1835 yılında Malatya'dan geçen J.
Brand, kentin sürekli eşkiya saldırısına uğradığını sıkça görülen salgın
hastalıklardan zarar gördüğünü belirtmektedir.
1838
yılında, Osmanlı ordusu komutanı Hafız Paşa, karargahını Harput Mezra'dan
Malatya'ya taşıyınca, Eski Malatya (Battalgazi) tamamen terk edilmeye
başlandı. Askerlerini barındıracağı ev bulamayan Hafız Paşa, bağlara göçen
halkın evlerine el koydu. Ordu, 1838-1839 kışını Malatya'da geçirince kent
halkı bağlara sığınmak zorunda kaldı. Bağların bulunduğu Asbuzu yöresi
(bugünkü) Malatya olarak gelişmeye başladı. Ordu Nizip Savaşı için Eski
Malatya'dan aydıldıktan sonra, halk harap olmuş evlerine dönmedi.
Malatya'dan geçen İngiliz gezgin, W. F. Ainsworth, askerlerin ayrıldığı
kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de,
kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski
Malatya'nın yakında kent olmaktan çıkacağını belirtmektedir.
Yeni
Malatya'nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan
oluşmaktadır. Ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de
bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşti. Malatya XIX.
yüzyıl boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet
döneminde olmuştur.
1521
yılında Maraş (Dulkadiriye) eyaleti kurulduğunda Malatya bu eyalete bağlı
bir sancaktı. Ayn-ı Ali Efendi'nin Kavanın-i Al-i Osman risalesine göre,
1609 yılında Maraş eyaleti sancakları arasında Malatya da bulunmakta idi.
Bu durum uzun süre değişmemiştir. Başbakanlık Arşivi, Maliyeden müdevver
9.590 nolu deftere göre, 1777-1787 yıllarında Malatya Rakka (Suriye Şehri)
eyaletine bağlıydı. Bu tarihte Malatya Sancağının kazaları şunlardı:
Kahta, Taşabad, Şuuremaa Bucak, Gerger, Besni, Maşra, Hısınmansur, Samsat,
Dostibirke, bu dönemde Arapgir, Sivas eyaletine bağlı bir sancaktı.
Darende ise Sivas eyaletine bağlı, Divriği sancağının kazası idi.
Malatya'da 1518-1530-1560 yıllarında üç defa sayım yapılmıştır. 1530
yılında kent nüfusu 7300 kadardı. 1560 yılında ise 8700'ü bulmuştur. XVI.
Yüzyıl ortalarında Malatya'da 32 mahalle vardı.
Malatya yöresi, Osmanlılar'ın klasik döneminde, Maraş eyaletine bağlı bir
Liva (Sancak) idi. 1831 yılındaki idari değişiklikle, Malatya Liva'sı,
Maraş Merkez Liva, Samsat ve Gerger Liva'larıyla birlikte Maraş eyaleti
sınırları içinde yer almakta idi. .
1847
yılındaki idari ,bölünmede Malatya Livasının bu defa Harput eyaletine
bağlandığı görülmektedir. Malatya'nın yanı sıra, Harput eyaletinin diğer
Livaları Merkez Liva, Arapgir ve Besni'dir.
1867
yılındaki vilayet nizamnamesi ile, Malatya Liva olmaktan çıkıyor ve
kaza'ya dönüşüyordu. Bu dönemde Malatya kazası, Diyarbakır vilayetinin
Mamuret-ül Aziz sancağına bağlı kazası idi.
1877
yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya'mın, Diyarbakır vilayetine bağlı bir
sancak olduğunu kaydetmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağımın kazaları,
sırasıyla, Akçadağ, Besni, Hısınmansur ve Kahta idi. Arapgir kazası ise
Mumuretül Aziz'e bağlı idi.
1892
yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya sancağımın Diyarbakır vilayetinden
alınarak, Mamuret-ül Aziz vilayetine verildiğini belirtmektedir. Bu
dönemde, Malatya sancağının kazaları, 1877 yılındaki durumlarım muhafaza
etmekte idi. Cuinet, Malatya Sancağının 1891 yılında 5 kazası, 9 nahiyesi
ve toplam 1240 köyü olduğunu yazmaktadır.
1918
yılında Malatya sancağı, 1892 yılındaki durumunu korudu. Bugün Malatya'ya
bağlı olan Darende kazası ise 1867 yılından sonra Sivas Merkez Sancağı'na
bağlıydı. Osmanlı dönemin'in sonunda Müstakil Mutasarrıflık olan Malatya
bu durumunu 1924 yılına kadar sürdürmüştür.
1881-1893 yılları arasında Malatya Merkez Kazası'mn 133. 244 kişi nüfusu
vardı. Cuinet 1892 yılında Malatya sancağının toplam nüfusunun 216.280
olduğunu belirtmektedir.
Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. maddesi ile ) il olan
Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir. Malatya
Ali Galip olarak bilinen ve Mustafa Kemal'in tutuklanmasını amaçlayan
olayın dışında önemli bir hadiseye şahit olmamıştır. Malatya, Mondoros
Mütarekesi döneminde, Karargahı Diyarbakır olan 13. Kolordu'nun denetimi
altında idi. Kolorduya bağlı 12. Süvari ve Topçu alayının karargahları
buradaydı. Yöre halkının siyasi eğilimlerini aşiret ilişkileri
belirliyordu. 1919 yılında merkezi İstanbul'da olan Kürt Teali
Cemiyetinin, Elazığ şubesi aracılığıyla Malatya yöresinde de yoğun
çatışmaları vardı. Bu cemiyet 1919 yılının Ağustos ve Eylül aylarında
Malatya, Mutasarrıfı Bedirhanlı Halil Rahmi Bey ve İngilizler 'in
Musul'daki siyaset temsilcisi Nowill'in yardım ve gayretleri ile bir
ayaklanma için yoğun çaba harcıyorlardı. Bu çalışmaları, Harbiye ve
Dahiliye nezaretlerine bildiren birlik komutanları gerekli tedbirlerin
alınmasını isteyerek ve kendileri de üzerlerine düşen görevleri yaparak
tehlikeyi bertaraf etmişlerdir.
CUMHURİYET
DÖNEMİ
Uzun süren savaşların yorduğu , maddi ve beşeri kayıpların had safhaya
ulaştığı ve umutların tükenmek üzere olduğu bir anda , bu ulusun tarihte
bir çok kere yaptığı gibi , tüm ulus kenetlenmiş ve Mustafa Kemal Atatürk
önderliğinde silkinerek, işgalciler tarafından kendisine biçilen kefeni
yırtmış ve modern Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Kayıtsız ve şartsız
Halk Egemenliği ile taçlandırılan bu yeni dönem savaşın yaralarının
sarılması, hızlı bir ekonomik kalkınma ve muasır medeniyet çizgisini aşmak
için yoğun çabaların yaşandığı bir dönem olmuştur. Sosyal, siyasal ve
ekonomik alanda yapılan reformlar,tarihten gelen “doğru” olanı çabuk
özümseme yetisi ile halk tarafından özümsenmiş ve adeta toplumsal bir
dönüşüm başarılmıştır.
Bu
süreçte Malatya ‘da sosyal ve ekonomik alanda büyük gelişim göstermiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında benimsenen devlet eliyle kalkınma sürecinde
Malatya ‘da yapılan kamu yatırımları Malatya ilinde sanayinin önünü açmış
ve sanayicilere ufuk kazandırmıştır.
Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. maddesi) il olan
Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, Cumhuriyetin ilanından sonra yurt çapında
başlatılan ekonomik kalkınma faaliyetlerinin gelişimini incelemek üzere
gittiği yerler arasında Malatya da bulunmaktadır.
Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında ekonomik durumu
sarsılmış olan Malatya'nın demiryoluna bağlanmış olması ticari
kapasitesini artırmıştır. 1939 yılında Malatya Bez Fabrikası ve Tütün
Fabrikası kurulmuştur. Bu sanayileşme çabaları sonraki yıllarda gelişerek
devam etmiş,Malatya Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'nin kalkınma
çabalarına paralel bir gelişme seyri göstermiştir. İftiharla belirtmek
gerekmektedir ki; Malatya'da yetişen İsmet İnönü ve Turgut Özal gibi iki
önemli şahsiyet cumhurbaşkanlığı makamına kadar gelebilmiş ve Türkiye
Cumhuriyeti ‘nin çağdaş vizyonunda belirleyici olmuşlardır. .
Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı olan İsmet İnönü, Cumhuriyetinizin
kuruluş yıllarında önemli görevler üstlenmiştir. Ayrıca çok partili
demokratik hayata geçişimizin mimarıdır.
Diğer
cumhurbaşkanımız Turgut Özal, sosyal ve ekonomik alanda bir düşünce
devrimi yaparak; Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecinde sıçrama yaratmış ve
çağdaş ekonomik modelin uygulanması sonucu değişen çağa ayak uydurabilen
Türkiye'nin uluslararası platformda yer ve rol almasını sağlamıştır.
Tüm
topluma mal olmuş bu mümtaz şahsiyetlere duyulan sevgi ve şükran duyguları
tüm yurtta olduğu gibi Malatya’nın da her köşesine sinmiş olup, aziz
hatıraları yaşatılmaktadır.